May
15
2010

Dili müzik, müziği dil haline getirmek gibi bir saplantım var. (Vüs’at O. Bener)

(…)
Özcan Karabulut: “Dili müzik, müziği dil haline getirmek gibi bir saplantım var.” diyorsunuz Express dergisinde yaptığınız söyleşide. Az önce değindiniz, dilin müzik, müziğin dil haline getirilmesi nasıl bir şey, açar mısınız?

Vüs’at O. Bener: Bunu şöyle açıklayabiliriz: Birtakım şeyler sembollerden oluşuyor. Müziğin dili de öyle. Birtakım işaretler koyuyor, oradan sese ulaşıyoruz. Böylece müziği somutlaştırmış oluyoruz. Dil de öyle. Dilin de sözcükleri var. Sözcükleri ayrıştırdığımız zaman harfler çıkıyor ortaya. Bu harflerin yan yana gelişinden sesler oluşmuş oluyor. Dil ile müzik arasında her zaman bir bağ kurmaya çalışmışımdır. Onun için kakofoniden hep kaçınmışımdır. Yani dilin kendi özel iç müziği vardır. Bu, şiire de yansıyor. Yazıya da yansıyabilmeli kaygısıyla hareket ediyorum. Onun için “ağaç” dediğimiz zaman, Melih Cevdet’in deyimiyle hemen ağaç geliyor aklımıza. Demek ki sembolleri kullanıştan ileri geliyor. Ayrı ayrı sesler çıkması, müzikte de öyle değil mi? Senfoni yapıyor adam, bir sürü varyasyonları var bunların. Bunlar da, demek ki sembolleri şu veya bu şekilde kullanma suretiyle ortaya çıkarılan yapıtlar oluyor. Dilde buna özen göstermiş olduğumu varsayıyorum ben.
Çok uğraşmışımdır. Neden? Dilde kurallar konmuş, “a” dan sonra “e”, “e” den sonra “i” geliyor Türkçe’de. Ama bazı istisnalar da var: “Horoz”, burada iki tane “o” gelmiş. Şiirde de böyle oluyor. Yani iç ahenk. İster bunu uyaklı yaz, ister uyaksız olsun, iç ahenkle ilgisi var. Dili oluşturan harflerin birbiriyle çatışması, birbiriyle birleşmesi, ayrılması birtakım müzikler çıkarır. Richard Strauss’un Don Kişot‘u vardır. Onu dinleye dinleye, acaba dille, Türkçe’yle açıklayabilir miyim diye çok uğraştım.
(…)
Özcan Karabulut:
Express dergisindeki söyleşinizde “Önce tasarımlar var, yazıya dökülmesi uzun zaman alıyor, uyuyor konular..” diyorsunuz. Konuların uyuması da nasıl oluyor? Açıklar mısınız?

Vüs’at O. Bener: Kış uykusuna yatmış gibi bir şey. Bir çağrışımla ya da ona benzer bir olayla ya da bir davranış biçimiyle bu izlenim size doğru tırmanmaya başlıyor. Yazılmasına gerek duyulabilecek bir durum diye çıkıyor karşınıza. Düşsel olarak ara ara çıkıp geliyor. Sizi rahatsız ediyor. Doygunluk anlamında bir boyuta ulaşmamışsa yazamıyorum.
(…)

Vüs’at O. Bener’le Söyleşi
İmge Öyküler Dergisi, Sayı:4, 2005

Hamiş: Söyleşi’nin tamamına http://www.imge.com.tr/imgeoykuler/4/ozcan_karabulut_vusat_bener_soylesi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum yapılmamış »

RSS feed for comments on this post.


Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com