Haz
21
2017
--

Sokaklardan…

by Canavar
Kadıköy, 2017

Fotoğraflar: Zy


by Yabancı
Burgaz Adası, 2017


by Rakun
Kadıköy, 2017


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
15
2017
--

Sergi: “Dışarının İçerisi”

17 Haziran – 1 Temmuz 2017
Tight Aggressive-Kadıköy

“Sokaktan aşina olduğumuz sanatçıların
çalışmalarına bu kez içeriden bakış atacağız.”


Sanatçılar:
Ares Badsector, Alpha Rising, Esk Reyn,
Canavar, Max On Duty, Erin İlkcan Aslan,
Adekan, Enklark Kent, Ekin Deniz Kaya,
Blek, Brot, Odin


Facebook Etkinlik Bağlantısı:
https://www.facebook.com/events/312915659131756


Hamiş: EVV3L kapsaamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin yümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
15
2017
--

Yeni Bir Gökyüzü

Kontrolsüz bir patlamanın yeni bir gökyüzü inşa edeceği var, bu ‘tahayyül’ kesindir. Kontrolsüz bir patlamanın yeryüzünü ve suları kendi biçimine dönüştüreceği, kaleme alınmış tüm uluslararası retoriğin saçmalığını bir tuşla sınırsız kılacağı, bir tuşla sileceği var, bu ‘tahayyül’ kesindir. Kol saatlerinin icadı veya kütle-zaman ölçeğinin fiziki kavramsallığı keşfedilme ânında doğruydu. Tahayyül edilirken, bin yıldır, doğru bir şekilde ‘akla getirildi’. Ancak tahayyülün güzelliğinde akla getirilen her ‘gelecek’, endüst-realitenin vahşetinde sevimli birer ‘tüketim unsuru’ gibi sevgilinin omzuna kondurulan küçük, tüketimsel ve yalancı öpücükler olarak ‘kapitalizm’in gizli ellerinde çöpleştirildi. Kalite ve mükemmellik, teknolojiyi daha güvensiz kılıyor, sürdürülebilirlik ve çevrecilik doğaya daha çok zarar veriyor. İnsan hakları, gönüllü köleliğin kartvizitini oluşturdu. Pazar ve pazarlama, matematiğin hakikat temsilini yok etti. Demokrasi, bugün, truva atı bile değil; Gregor Samsa’nın ruhunun yaygınlaşmasıdır bu topraklarda demokrasi… Çağdaş sanatlar ve mimari, plastik ya da taş bile değil; ölümcül çimentodan kuleler ve hapishane gözenekleri kurdu. Müzeler artık görkemli birer ibadethane ya da mezarlık bile değil; müzeler kahve ile boş zamanın pazarlanmasının merkezleridir.

Anlayalım artık; yeni bir kutsallık inşa edilemiyor. Ülkelerin yenisi ülkelerin yok edilmesinin el-kitabıdır. İnsanlık, ruhunun kendi ruhuna terk edileceği ânın özlemini tahayyül ediyor. Kalbimiz ve dilimiz; anlayış, şefkat, erdem ve vicdanla dolu bir dini açılım değil. Anlayalım artık; kontrolsüz bir patlamanın ruhumuza katacağı yatıştırıcılığı… ‘Bakmak’, kontrolsüz bir patlamanın tahayyül ânlarıyla birlikte önem kazanıyor; ‘anlam’ın yerine geçecek akıl dışı mutluluğun imgelemini, dahası imgelemin özgürleşmesini sağlıyor. Tahminsizliğin büyük geleceğini…

Tahminsizliğin ve sonrasızlığın kargaşayla biçimlenen geleceğini yakinen sevelim. Yeni bir gökyüzünün inşasını tahayyül edelim: Bu arzuyu kabullenelim.

Zafer Yalçınpınar
13 Haziran 2017, Kadıköy


Önemli Not: “Yeni Bir Gökyüzü” başlıklı bu betik, 12-14 Haziran 2017 tarihleri arasında Kadıköy-KargART’ta gerçekleştirilen “Kontrolsüz Patlama” başlıklı karma sergiye kavramsal katılım/çerçeve sağlamak amacıyla kaleme alınmıştır.


Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın Karga Mecmua kapsamında kaleme aldığı yazılar -pdf dosyası biçiminde- http://bit.ly/kargaca adresinde bulunuyor. Yalçınpınar’ın web sitesi ise şu adreste: http://zaferyalcinpinar.com

Haz
12
2017
--

Grup Sergisi: “KONTROLSÜZ PATLAMA” (12-14 Haziran 2017, kargART)


“Kontrolsüz Patlama”
12-14 Haziran 2017, kargART, Kadıköy


Sanatçılar: Hüseyin Işık, Jeremy Profit, Cleon Peterson, Burak Dak, Emre Orhun, Joe Made This, Cem Güventürk, Zeynep Mar, Işıl Zeynep Demir, Nicolas Daniluk, Raddar, Gökhan Gencay (Uyumsuz İsyan), İlker Çelen (Uzay Çöpü), Tolga Güldallı (Spastik Eroll fanzin), Aşkın Yücelses (Solucan fanzin), Merve Binici & Duygu Deniz Bilgin, Musa Yılmaz, Canavar, Ares Badsector, Esk Reyn, Şevket Kağan Şimşekalp, Ece Ağırtmış, Yağız Gülseven, Tayfun Pekdemir, Gözde Gürel, Daniel Cantrell, Seishiro Matsuyama


Kavramsal arkaplan ve diğer ayrıntılar için bkz:
http://www.futuristika.org/kontrolsuz-patlama/


Haz
12
2017
--

“9. Kadıköy Kitap Günleri Üzerine İzlenimlerim” (Zafer Yalçınpınar)

2006 yılında, TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğunun ‘Doğan Hızlan’ olarak belirlenmesiyle (bu türden bir liyakatsizliğin onurlandırılmasıyla) birlikte kitap fuarlarına aktif olarak katılmamaya karar verdim. Sahaflar ve sahafiye/koleksiyon kitapları çerçevesinde gerçekleştirilen birkaç türev etkinliği saymazsak, kitap fuarlarına katılmamak yönündeki kararımı 11 yıl boyunca sıkı sıkıya uyguladım. 11 yıl boyunca hiçbir kitap fuarını gezmedim, hiçbir panele veya ödül törenine dinleyici olarak katılmadım, herhangi bir kitap fuarından bir adet kitap bile satın almadım ve yayımlanmış/basılı kitaplarımı herhangi bir fuarda veya yayınevi standında satışa sunmadım.

Ancak, bu yıl -biraz da kaderin cilvesiyle- gönlünü kıramayacağım ve tüm edebiyat çalışmalarını çok önemsediğim bir editör dostumun zorlamasıyla, 4-9 Haziran 2017 tarihleri arasında (6 gün), 9. Kadıköy Kitap Fuarı’na katılmak durumunda kaldım. Bu zorunlu katılım, kitap fuarları kapsamında sergilenen kötücül “endüst-realite”ye dair bir şeylerin değişip değişmediğini anlamak ve biraz da 2000’li yılların başındaki üniversite öğrenciliğim boyunca ulaşımda kullandığım Haydarpaşa Tren Garı ile anılarımı hatırlamak/tazelemek için iyi bir fırsat oldu.

Hemen söyleyeyim: Kitap fuarlarında hiçbir şey değişmemiş! Okurlarıyla, yazarlarıyla, yayınevleriyle ve belediyesiyle birlikte sergilenen bu tuhaf âyin daha da kötücül bir “endüst-realite” doğrultusunda korkutucu boyutlara ulaşmış. Ülkemizin genelinde olduğu gibi kitap fuarlarında da “nitelik/liyakat/içerik” gerilemiş “yok” denecek kadar azalmış, buna karşın “nicelik/popülizm/sayısallık” üssel olarak artmış. Bu kötücül durumun birçok nedeni var ancak bunlarla uğraşacak, bu nedenleri örnekleriyle birlikte tek tek anlatacak fazladan zamanım yok. Ki zaten, iktidardaki tipolojiyi yıllarca ve sayfalarca anlattık. Aynı tas, aynı hamam…

“Peki, madem öyle, 9. Kadıköy Kitap Günleri kapsamında sen neler yaptın?” denebilir. Yapıp ettiklerimi parçalı biçemde paylaşıyorum:

Kitap Günleri’nde, genel olarak Cemal Süreya Derneği ile Broy Yayınevi standının çevresindeydim. Derneğin standında -4 Haziran 2017 Pazar günü- elimde bulunan çok az sayıdaki ‘Rüzgâr Defteri’ ve ‘Tarihinsancısı’ adlı kitaplarımın basılı nüshaları için imza günü gerçekleştirdim.

Cemal Süreya Derneği ile Broy Yayınevi çevresindeki en büyük kazanımım Mecit Ünal’la tanışmak oldu. 2000’li yılların başında “Sessizlik Saati” adlı şiir kitabını büyük bir hayranlıkla okuduğum Mecit Ünal, şair-yazar kimliğinin yanı sıra Kaz Dağı Çevre Koruma Dayanışması’nı temsilen Kitap Günleri’ne gelmişti ve yüksek sesle, iki büyük pankartla “Zeytinime Dokunma!” diyordu. Ayrıca, B Salonu’nda gerçekleştirilen iki önemli açık oturumda (Demirtaş Ceyhun ile Cemal Süreya’nın odak alındığı geniş katılımlı söyleşilerde) Mecit Ünal’la birlikte konuşmacı olarak bulunduk. Her iki konuşmada da Mecit Ünal’ın söylemlerinin ekseninde “dil hassasiyeti, anti-emperyalist mücadele, doğa, çevre, şiir, kültür ve tarih ilişkisi” bulunuyordu. Bununla birlikte, gerçekleştirilen söyleşilerin tümünde “zeytinlik alanların yok edilerek maden ile sanayi kuruluşlarına imtiyaz verilmesine ilişkin yasa tasarısına” karşı sürdürülen mücadeleyi anlattı ve yüksek sesle “Soframızda zeytin görmek istiyoruz, termik santral değil!” dedi.

7 Haziran 2017 tarihinde İlyas Orak ve Hüseyin Alemdar’la birlikte şair, çevirmen ve grafik sanatçısı Sait Maden’in yaşamına odaklanarak eserlerindeki imgesel gücün incelendiği “Şiirin Yeryüzü Konuğu: Sait Maden” başlıklı bir açık oturum gerçekleştirdik. Açık oturumda Sait Maden’in yaşamı boyunca tasarımını gerçekleştirdiği özel yazı tipleri, logolar, afişler ve kitap kapakları teknik ayrıntılarıyla birlikte tanıtıldı. İlyas Orak, grafik sanatı çerçevesinde Sait Maden çalışmalarının üstünlüğünü vurgularken, Hüseyin Alemdar, Sait Maden’in poetikasını Türk ve dünya şiirindeki örneklerle karşılaştırmalı olarak inceledi. Sait Maden’in Türkçe’ye armağan ettiği Paul Eluard, Charles Baudelaire, Pablo Neruda ve Federico Garcia Lorca gibi ünlü dünya şairlerinden çevirileri, ‘imgesel alan derinliği’, ‘şiirsel yük’ ve ‘şiir dili’ kavramlarıyla birlikte kapsamlı olarak anlatmaya çalıştım.

Cemal Süreya Derneği ile Broy Yayınevi çevresinde Zuhal Tekkanat, Aydan Ay, Melodi Aksoy, Duygu Gündeş, Seyyit Nezir, Rasim Savak, Mustafa Işık, Beyazıt Kahraman, Hüseyin Alemdar, İbrahim Hacıbektaşoğlu, Tamer Tezin ve Berkiz Berksoy ile derinlemesine sohbetler gerçekleştirdik; Cemal Süreya’nın hayatı, edebiyat, şiir, kültür-sanat, çeviri ve yayıncılık üzerine karşılıklı olarak fikir paylaşımlarında bulunduk. Ayrıca, Cemal Süreya Derneği standında bulunan Üvercinka Dergisi’nin tüm sayılarını ve Cemal Süreya’nın eserlerini de tekrardan inceleme fırsatı buldum.

Kadıköy Kitap Günleri kapsamında en çok alışverişi Sel Yayıncılık standından gerçekleştirmişim: Sel Yayıncılık’ın ünlü ‘Geceyarısı Kitapları’ serisinden ‘Emile Zola-Kim Nasıl Ölüyor?’, ‘Honore De Balzac-Paris’ten Cava’ya Yolculuk’, ‘Kazimir Maleviç-İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik’, ‘Jules Renard-Yazmak Üzerine Notlar’ adlı kitapları satın almışım. Bununla birlikte, uzun zamandır bulamadığım ve 2012 yılında Sel Yayıncılık tarafından yeniden yayımlanan ‘Salâh Birsel-Şiir ve Cinayet’ başlıklı kitaba da erişmenin mutluluğunu yaşadım. Yapı Kredi Yayınları’nın ‘Doğan Kardeş Seçme Şiirler’ serisinden ‘Oktay Rifat-Bir Aşka Vuran Güneş’ ile ‘Fazıl Hüsnü Dağlarca-Dağ Uykusu’ adlı şiir seçkileri,  Everest Yayınları’nın ‘Keşif’ serisinden Orhan Kemal’in ‘Unutulmuş Öyküler’i, Broy Yayınevi’nin standından ‘Sait Maden-Çağdaş  İspanyol Şiiri’ ile gene Sait Maden tarafından yayıma hazırlanarak F. G. Lorca’nın yaşamını ve ölümünü anlatan ‘Cinayet Granada’da İşlendi’ adlı kitaplar satın aldığım sıkı eserlerdi. Eski iş arkadaşım Koray Löker’in sıkı editörlüğünde Kara Plak Yayınevi kapsamında yayımlanarak caz müziği üzerine müzisyen ve eleştirmenlerle çeşitli söyleşileri içeren ‘Batu Akyol-Caz Çok Zor’ adlı kitabı satın almak, hem eski bir dosta selâm vermek hem de Türkiye’deki caz aurasını tekrardan okumak anlamında çok önemliydi.

Kadıköy Kitap Günleri’nde bulunduğum son gün (9 Haziran 2017) Seyyit Nezir’in yayına hazırladığı Üvercinka Dergisi’nin 32. sayısı matbaadan çıktı ve Cemal Süreya Derneği standında okuyucusuyla buluştu. Böylelikle, Üvercinka Dergisi’nin yeni sayısında yayımlanan ‘Ece Ayhan’ın İktidar Karşıtlığı’ başlıklı yazım da Kadıköy Kitap Günleri’ne ‘selâm çakmış’ oldu!

Sonuçta, 9. Kadıköy Kitap Günleri kapsamında bir kavga-gürültü çık(ar)madan gözlem/katılım sürecimi tamamladım. Elbette, dile getirmek istediğim -meclisten dışarı- bir sonsöz var:

“Bu tip kitap fuarlarına bir şekilde dahil olan (düzenleyen, yayımlayan, katılan, konuşan, dinleyen ve satın alan) yüz binlerce insan, işbu fuarların odağı olan kitaplardaki özü/hakikati doğru bir biçimde anlayarak okusalardı ve içselleştirebilselerdi, coğrafyamızın fikir ve edebiyat atmosferi böylesine kötücül bir ‘endüst-realite’ye maruz kalmazdı!”

Kadıköy Kitap Günleri’nde bir adet 50 cl. pet şişe su 1 TL bedelle satılıyordu. Buna karşın, bir kez tuvalet kullanım bedeli 1,5 TL’ydi. Demek istediğimi anlatabildim mi, bilinmez!

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar
12 Haziran 2017, Haydarpaşa


Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın tüm inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden ulaşabilirsiniz. Kitap incelemeleri ise http://evvel.org/ilgi/kitap-incelemeleri adresinde bulunuyor.

Haz
04
2017
--

“Shaft’ı Çok Özleyeceğim” (Zafer Yalçınpınar)

Shaft Blues & Jazz Club girişi için İndirim Kuponu (1999)


SHAFT Blues & Jazz Club’ı çok özleyeceğim çünkü…

2000’li yılların başında Kerim Çaplı ile Yavuz Çetin’in canlı performanslarını ilk kez SHAFT sahnesinde izledim. Bir şarkının ruhunu dinleyiciye aktarabilmenin (sıkı ve tuşeli gitaristliğin) ne demek olduğunu SHAFT sahnesinin önünde, Kerim Çaplı ile Yavuz Çetin’i izlerken hissettim, anladım. Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin’le SHAFT’ta sohbet edebilme (onlara sorular sorabilme) fırsatı buldum.

Cem Karaca’yı -bir konser sonrasında- SHAFT’ın üst katında otururken gördüğümde heyecanlanıp (onun yanına gidip) Cem Karaca’nın elini SHAFT’ta sıktım.

Gür Akad’ın gitarda sergilediği değişik teknikleri SHAFT sahnesinin önünde öğrendim. Değişik sound pedal setlerinin nasıl oluşturulabileceğini de.

Rock müzikte davul ve bas cümlelerinin gücünü, davul ve bas uyumunun ne kadar önemli/belirleyici bir zemin olduğunu SHAFT’ta sahne alan grupları izlerken fark ettim.

20’li yaşlarımın sonuna kadar Kadıköy’deki en sıkı/canlı performans mekânıydı. Çoğu hafta sonu en sıkı arkadaşlarımla ‘Acil Servis’ adlı grubu izlemeye gittik. Dostlarımla birlikte en güzel, en heyecanlı, en sahici anılarımız SHAFT’ta ve çevresinde yaşanmıştır.

SHAFT’ın sahipleri Sururi ile Bahar Demirtaş onurlu, dost ve cömert insanlardır. Birçok konuda bana destek olmuşlardır.

İlk müzik yazılarımdan biri (Chet Baker Üzerine Kendimle Konuşmalar) 2007 yılının Nisan ayında SHAFT’ın -tek sayı çıkan- müzik dergisinde yayımlandı.

Sonuçta, Kadıköy’deki gençliğimin büyük bir bölümünü SHAFT Blues & Jazz Club’ta yaşadım, diyebiliriz.

SHAFT’ı çok özleyeceğim.

Zafer Yalçınpınar
Haziran, 2017


yavuzcetin

“Yavuz Çetin, ‘soundcheck’ yaparken… “

Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues & Jazz Club-Kadıköy


yavuzcetin2

“Bend’e çıkarken Yavuz Çetin…”

Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues & Jazz Club-Kadıköy


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yavuz Çetin” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden, “Kerim Çaplı” ilgilerine ise http://evvel.org/ilgi/kerim-capli adresinden ulaşabilirsiniz.

May
31
2017
--

“SHAFT” veda ediyor…

Shaft, 3 Haziran Cumartesi günü, 18 yaşında iken veda ediyor…

Kurucu işletmeci Sururi Demirtaş’ın eşi, müzik direktörü Bahar Mucuk Demirtaş, Gazete Kadıköy’den Gökçe Uygun’a yaptığı açıklamada, mekanın devredileceğine dair söylentilerin doğru olmadığını belirterek, “Devretmiyoruz Shaft’ı, 18 yılın sonunda kapatma kararı aldık. Orası bambaşka bir mekan olacak. Ne yazık ki, bu devirde canlı müzik yapmak – hele de rock ve blues ise – maliyetler yüzünden giderek imkansızlaşmakta. Bundan sonra da, müzisyen dostlarımızla ve müdavimlerimizle bir yerlerde yollarımız kesişir illa ki… Rock’n Roll asla ölmez!” dedi.

Shaft’ın kapanıyor oluşu müdavimlerini üzdü. 1999’da caz ve blues’u Kadıköy yakasında dinleyicisiyle buluşturmak amacıyla kurulan Shaft, müziğin evrenselliğine ve çoğulluğuna olan inancıyla, sahnesini bugüne kadar binlerce sanatçı ve grupla paylaştı. Yalnız caz ve blues türlerinde değil, 2002’den itibaren başta rock ve hardrock olmak üzere diğer birçok dalda da takipçilerine ulaşabilen önemli bir canlı müzik mekânıydı. Pazartesi akşamları Open Stage konseptiyle ülkenin hemen her yerinden gelen amatör gruplara sahnesini açan Shaft, diğer günlerde hem sürekli grupları hem de alanında öne çıkan sanatçıların konserleriyle haftanın her günü yerli ve yabancı grupların canlı performanslarına yer veriyordu.

Çok yönlü ve çok sesli müzik serüvenine, açıldığı gün Moe Joe grubuyla başlayan Shaft, sonraları Neşet Ruacan, Önder Focan, Emin Fındıkoğlu, Ayşegül Yeşilnil, Nezih Yeşilnil, Sibel Köse, Sarp Maden, Tolga Tüzün, Erkan Oğur gibi önemli ustalarla da sahnesini paylaştı. Öte yandan blues ve rock tarzında da geçmişten günümüze , Yavuz Çetin, Ceremony, Kerim Çaplı, Supradyn,  Hayko Cepkin gibi sanatçı ve grupların yanı sıra, Cem Karaca, Kurtalan Ekspres, Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi, Manga, Düş Sokağı Sakinleri, Yaşar Kurt, Pilli Bebek, Çalar Saat, Bluesmobil gibi yerli gruplarla ve Charles Walker Band, Boogie Balagan, John Steel gibi yabancı gruplarla da çalışıyordu.”

Kaynak: OdaTv

May
22
2017
--

Fenerbahçe Basketbol Takımı Avrupa Şampiyonu


1993 yılından (Şato Aris-Efes Pilsen maçından) bugüne (24 yıldır) bu ânı bekliyordum. Geçen sene CSK maçında “Şampiyon olmaya hazırlanıyoruz.” demiştim… Şimdi, o ân geldi: “Fenerbahçe Spor Kulübü Erkek Basketbol Takımı tarih yazdı. Üst üste üçüncü kez katıldığı Final Four’da ikinci kez final oynayan ve İstanbul’da Olimpiakos’u 80-64 yenerek Euroleague Şampiyonu olan Fenerbahçe, Türk basketbol tarihinde Avrupa’nın 1 numaralı kupasını kazanan ilk takım oldu.”

Bkz: http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=55935


“birgün girsek biz mezara/ gözümüz kalmaz arkada
evlâdıma miras bu sevda!  (…)”


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

May
17
2017
--

Plak Dükkânları Hakkında…

Karga Mecmua‘nın Mayıs 2017 tarihli 115. sayısında plak dükkânları ve koleksiyonerleri hakkında güzel/sıkı bir dosya bulunuyor. Dosyanın tam metnine http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/115/4265 adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
18
2017
--

Haber: “Hayır, daha bitmedi!”

“16 Nisan anayasa değişikliği referandumunda, YSK’nin skandal kararlara damga vurmasının ardından ortaya çıkan şaibeli sonuçlar İstanbul ve Ankara’da yurttaşlar tarafından protesto ediliyor. Yaşananlar karşısında ‘HAYIR Daha Bitmedi!’ diyenler sokakta… İstanbul’da Kadıköy, Beşiktaş, Kartal ve Sarıgazi’de gerçekleştirilen eylemlerde halk, “YSK’nin mühürsüz zarf ve pusulaları oylamada kabul edildi” kararını protesto ediyor.”

Kaynak: 17 Nisan 2017, BirGün Gazetesi


Haberin tam metnine http://www.birgun.net/haber-detay/yurttaslardan-ysk-protestolari-hayir-daha-bitmedi-155867.html adresinden ulaşabilirsiniz.


Mar
09
2017
--

“Güray vefat etti…”

“Kadıköy müdavimlerinden gümüşçü/dövmeci Güray (Tan Mısır) sahte içkiden zehirlenerek vefat etti.”

“Son 10 yıldır pek görüşemesek de özellikle 2001-2007 yılları arasında Kadıköy mekânlarında hemen her gün karşılaştığım, muhabbet ettiğim, yüzlerce kez aynı masada -Son Gemi’de- oturduğum ve Kadıköy ruhu, müzik, edebiyat, şiir konularında birçok fikir/görüş etkileşiminde bulunduğum, cömert, sahici insan Güray Tan Mısır‘ın vefatı Kadıköy ile taifesi için çok büyük bir kayıptır.” (Zy)

Ayrıca bkz: http://www.hurriyet.com.tr/kadikoyun-en-unlu-dovmecisi-sahte-ickiden-zehirlenip-oldu-40389759

Şub
07
2017
--

Duvarda: “Körler Ülkesi’nin Tınısı”

“Körler Ülkesi’nin tipolojik tınısı…”

(2017 yılında Kadıköy-Kadife Sokak’ta görülmüştür.)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
28
2017
--

Karga Mecmua 10. yılını kutluyor…


Körler Ülkesi Kadıköy’de, KargaBAR ve KargART ekseninde; 2007 yılında yayın hayatına başlayan Karga Mecmua Ocak 2017 tarihli 111. sayısıyla birlikte 10. yaşını kutluyor… Mecmua’da 500’ün üstünde katılımcının gönüllü desteği ile 2000 civarı yazı, 2500 civarı orijinal görsel yer aldı.

Karga Mecmua 10 yıldır sürdürdüğü yayın serüvenine, ağırlıklı olarak 2007-2013 yılları arasında yayımlanmış 25 betikle (bkz: http://bit.ly/kargaca) katılmaktan onur duyduğumu ifade etmeliyim. Bu süreçte Tayfun Polat ile Utkan Çınar‘a -sahici/sıkı insan oldukları için- ne kadar teşekkür etsem azdır: Beni, metinlerimi, şiirlerimi ve evvel.org‘u hiçbir zaman, hiçbir sıkıntıda yalnız bırakmadılar… Her daim sağolsunlar, varolsunlar.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar



Karga Mecmua’nın tüm sayılarına
http://www.kargamecmua.org/ adresinden ulaşabilirsiniz.


Oca
10
2017
--

“Kar Sakinleri Kenti”

 


Fotoğraflar: Zafer Yalçınpınar


 

 

 

 

 

 

 


Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın “Kendini Anlatan” fotoğraflarına http://zaferyalcinpinar.tumblr.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
23
2016
--

“Sabahın Körü” Fotoğrafları


Fotoğraflar: Zafer Yalçınpınar



Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın “Kendini Anlatan” fotoğraflarına http://zaferyalcinpinar.tumblr.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
15
2016
--

“Işığım gözlerine vuracak onların.”

(…)
İşte bu eve böylece gelmiş ve ayakkabılarımı önünde çıkarmıştım. Yine aynı kapı, bir açık mektup, bir arzuhal gibi gözlerimin önünde açık duruyor. Okuyorum, diyor ki:

-Ölme! Senin ışıklı apartmanlarda yaşamanı istemem amma, kara toprağa da göçmene razı değilim. Biliyorum ki, gecelerin bu müthiş ayazına rağmen, yarın yine sabah güneşi yüzüme çarpacak; ısınacağım. Güneşe çevrilmiş bir tarla toprağı gibi mesut olacağım. Bu saadet tahtalarımı biraz daha buruşturup beni ihtiyarlatacak. Fakat ben, bir yıkıcının gelip beni sökeceği güne kadar yaşayacağım. Ayaza, yağmura, güneşe ve çatlaklarıma rağmen yaşayacağım. Yıkıcı, çivilerimi söküp tahtalarımı parça parça edecek. Çivilerimi demir fiyatına verip, tahtalarımı başka tahtalarla beraber kilosu kırk para, elli paradan satacak. Ben, tıpkı böyle, soğuk ayazlı bir gecelerde, nasibi yoklu ve mustarip yaşamak olan insanların sac sobalarında yanacağım. Işığım gözlerine vuracak onların. Ateşim sıcak bir anne eli gibi soğuk derilerini ısıtacak. Ve ben, işte böyle can verip kül olurken bile, ateşim ve ışığımla bahtsızlara saadet saçacağım. (…)

İşte gözlerimi sıkıyorum. Sımsıkı. Bir torbanın ağzını bağlar gibi, sımsıkı. (…)

İlhami Bekir Tez
“Taşlı Tarladaki Ev”, YKY, 3. Baskı, 2016, s.26-27

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Ara
02
2016
--

“Apaçi Ayhan” vefat etti…

15349615_298737720520414_7656079775799571576_n

Yeniyetmelik günlerimde (90’ların tam ortasında) plaklardan ve cd’lerden kasetlere yaptığı çekimlerle ‘müzik/rock’ anlayışımı (aslında hayatımı) değiştiren “sıkı insan” Apaçi Ayhan vefat etti… Müthiş üzgünüm… (Zy)

Ara
02
2016
--

Haber: “Kadıköy’de 26A Kokeltifi’ne Abluka!”

Polis, Kadıköy Caferağa mahallesindeki 26A Kolektif Cafe’nin bulunduğu sokağı ablukaya aldı. Sokağı giriş çıkışlara kapattı: http://www.birgun.net/haber-detay/polisten-kadikoy-26a-cafe-ye-cay-ablukasi-137861.html

Kas
28
2016
--

“Taşlıtarla’daki Ev”den… (İlhami Bekir Tez)

(…) Cemal’in uzak bir akrabası vardı, Deli Ömer derlerdi. Arsayı solunda bırakan yokuşu ceketi omuzunda tırmanırdı. Kandil akşamları sebil suyu dağıtırdı. Onu görür görmez, bütün çocuklar peşine düşerlerdi, o çok kızardı. Sözlerini cevapsız bıraktıkları zaman pek sinirlenirdi. Onlar, “Deli Ömer” diye bağırırlardı. O, kelle şekeri iriliğinde taşlar alır, yuvarlardı arkalarından. (…) Onlar yıkık evlerin bodrumlarına saklanır yahut türbe duvarının girintili yerlerine sokulurlardı. Havada uçuşan beyaz güvercinlerin kakası omuzlarına damlardı. O zaman Ömer, çocukların ayaklarından çıkan pabuçların tekini cebine sokar, geri döner, orada Taş Mektep’in hemen biraz ötesindeki barınağına dalardı. Onlar artık, ayaklarına yeni bir sandal alınana kadar takunya giyerlerdi ve takunyalarını atıp ellerinde balıkçı oltalarıyla balık avlamaya gittikleri zaman, çıplak ayak tabanlarına sivri midye kabukları, parlak deniz taşları batardı. Bazen, sinsi bir çocuk uysallığıyla yanına sokulur:

-Ömer Ağabey, nasılsın? diye hatrını sorarlardı.
O, onlara şöyle derdi:
-Annene söyle, bu gece benim eve gelsin.
Çocuklar bu sözleri annelerine söylerdi.
Anneler de gülerdi.

Ömer, o zamanki İstanbul’un bütün dilencileri gibi şehrin yedi semtini bilir, yedi çarşısında emrederek dilenirdi. Her yerde ayağı uğurlu sayılırdı. Ve bilinirdi ki, o eğer dalına binilmezse, alacakaranlıkta omuzlarına değerek uçan güvercinleri bile ürkütmeyecek kadar iyidir.

İlhami Bekir Tez
“Taşlı Tarladaki Ev”, YKY, 3. Baskı, 2016, s.36

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Kas
20
2016
--

18. YIL

18yil


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
19
2016
--

“Düşündüğünü her zaman yapmayı başarır.”

lefterkucukandonyadisk

Büyütmek için tıklayın…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
06
2016
--

Factory Manifestosu

factory-iscisi

Neo-Beat taifesi “Factory” adında bir manifesto yayımladı. Manifestonun tam metnine http://beatkusagi.com/factory-manifestosu/ adresinden ulaşabilirsiniz.


(…)
4) Yapmak ile değil, denemek ile ilgileniyoruz. Yalnızca deneyselliğin sınırlarını merak ediyoruz.
(…)
6) Bizler sanatçı değiliz. Sanatçılık popüler kültür ve piyasacılıkla kirlenmiştir. Bizler Factory işçileriyiz.
(…)
8) İlk Factory işçisi Hector’dur. (…)
(…)
10) Bizler isimlerimizin haykırılmasını istemiyoruz. Etiketleri, piyasacılığı, patlayan flaşları reddediyoruz. Bizler yalnızca aydınlanmış zihinler talep ediyoruz.
11) Factory tünelin sonundaki aydınlık değil, tünelin kendisidir. Aydınlanmaya giden yolda yüzeyselliğe geçit vermemektir.
(…)

Factory Manifestosu‘ndan…

Eyl
01
2016
--

Buluntu: “Ece Ayhan’ın Yaşadığı Evler, Semtler, Kentler” (1995)

eceayhanevler

pasaj69.org taifesinden Uğur Yanıkel, son zamanlarda gerçekleştirdiği araştırmalarla Ece Ayhan’a ilişkin birçok önemli bilginin ve konunun gün ışığına çıkmasına, aydınlanmasına yardımcı oluyor: 1995 yılının Mayıs ayına kadar Ece Ayhan’ın yaşadığı evler, semtler ve kentler listesi aşağıdadır. Listeyi EVV3L taifesiyle paylaştığı için Uğur Yanıkel’e yerden göğe kadar teşekkür ediyorum. (Zy)


  1. Datça, doğduğu yer. Onca yıl sonra bu evi aradı.
    Bu sırada Uğur Cankoçak’ı Datça Cezaevi’nde ziyaret etti.
  2. Küre – Kastamonu.
  3. Eceabat.
  4. Edremit.
  5. Ayvalık.
  6. Gelibolu.
  7. Eceabat – İlkoku (1938).
  8. Çanakkale – İstiklâl İlkokulu. Üç ev değiştirdi.
  9. Cankurtaran – İstanbul. Anne baba ayrıldı (1940).
  10. Laleli, Azak Sineması, Pinokyo, Geliver’in Seyahetleri.
  11. Malta – İstanbul. Zülali Çeşme Sok. Köşede, 3 katlı, sobalı.
    19. Hırka-i Şerif İlkokulu.
  12. Çarşamba – Fatih.
  13. Cağaloğlu.
  14. Ebusuud Caddesi.
  15. Beyoğlu – Sakızağacı (1950’ye kadar).
  16. Kabataş.
  17. İzmir – Tepecik. Üvey baba, boyacı, mezbahada çalışıyor.
    İzmir Atatürk Lisesi.
  18. Dolapdere – İstanbul. Annesiz ve babasız.
  19. Sütlüce – İstanbul, Bademlik tepesinde.
  20. Halıcıoğlu – İstanbul.
  21. Halıcıoğlu – Harmanlık.
  22. Ankara Mülkiye Yurdu (1953).
  23. Ankara, Tandoğan. Hadımoğlu Apt. Bir DP Milletvekiline ait. Bodrum katı.
    Oğuz Onaran, Üner Birkan, Ülkü Başsoy (üçü de İzmirli) ile birlikte.
    Mülkiye 2. Sınıf.
  24. Bahçelievler – Ankara. Ülkü Başsoy ve Oğuz Onaran ile.
  25. Levent – İstanbul. Anne, üvey baba, Vehip Arıkan
    ve Engin Deniz ile 10 yıla yakın, en uzun oturduğu ev.
  26. Bolu – Göynük, kaymakam vekili ve Belediye Başkanı Ertuğrul Bolak ile (1960).
  27. Kırklareli, Kozçaz’a tayin edildi, gitmedi.
  28. Kütayha – Domaniç. Otelde kaldı.
  29. Sinop – Erfelek. Ahmet Muhip Dıranas’ın köyü.
  30. Ankara’da çeşitli arkadaş evleri. Kaymakamlık kursu sırasında.
  31. Sivas – Gürün (Şubat 1962). Lojman.
    5. gününde Sivas dönüşünde trafik kazası geçirdi. 2 ay rapor aldı.
  32. Levent.
  33. Sivas – Gürün. Bir buçuk yıl kaldı.
  34. Çorum – Alaca, 119 köyü var. Kaymakam, Belediye Başkanı.
    Lojmanda kaldı. Maaşı 800 lira. Askere gitti.
  35. Nevşehir – Kozaklı. Asker-Kaymakam.
  36. Denizli – Çardak. Elektriksiz bir lojman. Kaymakamlıktan istifa etti.
  37. Halıcıoğlu – İstanbul.
  38. Cihangir – Sormagir. Sinematek. İşletme Enstitüsüne devam etti.
    Arslan Erbir ile komşu (1967).
  39. Gümüşsuyu. Japon Konsolosluğu’nun arkası. Annesi ve Engin ile.
    Üvey baba gelmedi. İlk defa kaloriferli bir ev.
  40. Anadoluhisarı – Dolaybağ.
  41. Sultantepe – Üsküdar. Meydan Larousse’da çalışıyor.
  42. Beylerbeyi.
  43. Çengelköy’de çatı katı.
  44. Çubuklu – Dalgıç Okulu yanı. Can Yücel ve İdris Küçükömer ile komşu.
  45. Zürih, ameliyat (1974).
  46. Cenevre.
  47. Berlin.
  48. Paris, Enis Batur ile Art et Metiers’teki evinde.
    Ertuğrul Özkök ile Nedim Gürsel bu eve “şair görmeye” geldiler (1975).
  49. Gelibolu – Yalova köyü.
    Pencereleri ve kapısı olmayan bir evde bir yıl geçirdi (1978).
  50. Mustafa Kemal Ağaoğlu’nun Ortaköy’deki evinde bir yıl.
  51. Büyükada 1980 Mayıs’ından itibaren Taylan’ın evinde.
    Oğlu Ege ODTÜ’yü kazandı.
  52. Ankara Mülkiyeliler Birliği.
  53. Ankara Meta sitesinde kapıcı dairesi.
  54. Bodrum – Gümüşlük, Dalgıç Pansiyon (1982)
  55. İzmir, Gülin Tokat’ın kira evinde.
  56. Bodrum – Ortakent. Çadırda.
  57. Kızıltoprak – İstanbul. Nilgün Marmara ile.
  58. Heybeliada. Sena Kemancı, Oğuz Ertem, Kırmızı Sok.
    Faytoncunun oğlu Ali ile.
  59. Sormagir. Mustafa Irgat ile Manço Apt. “Yargısız infaz evi”.
    Ayşe Şiir ile komşu. Sonra Naki Tekin Turansav ile.
  60. Tarlabaşı. İbo (İbrahim Yılmaz) ve Coşkun ile.
  61. Dolapdere. İbo ile.
  62. Suadiye, Sevgi Babaoğlu ile.
  63. Beyoğlu, İbo ile.
  64. Sultantepe.
  65. Bostancı.
  66. Sormagir, Gülin Tokat ile.
  67. Cihangir’de Mehmet Atak ile.
  68. Çanakkale, Truva Pansiyon.
  69. Çanakkale, Konak Otel, Ahmet Eken ile.
  70. Çanakkale, böcekler ile.
  71. İzmir’de, Adnan Acar ile.
  72. Çanakkale – Kemalyeri Sok.

Express Dergisi, 27 Mayıs 1995, Sayı: 70


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
27
2016
--

“M.Ş.Ş.’nin Yalnızlık Çölü’nde; “SAYIKLAYANLAR” (Zafer Yalçınpınar, Aydınlık Kitap, 26/8/2016)

msssayiklayanlar

“Kargo” adlı rock topluluğundan -özellikle de ‘Yalnızlık Mevsimi’ adlı albümde ortaya çıkardığı farklı enerjiden- tanıdığımız Mehmet Şenol Şişli’nin (M.Ş.Ş.) “Sayıklayanlar” adlı projesini ‘Yalnızlık Mevsimi’ döneminden günümüze kadar kendini sürekli yenileyen, uçsuz bucaksız ve etkileyici bir ‘Yalnızlık Çölü’nün imgesel alan derinliğini hissederek okudum. Ben, eserin içerdiği bu özel duygudurumu ‘tersine sonsuzluk’ olarak nitelendiriyorum: Kitabın açılışındaki ilk imge, Sayıklayanlar’daki ‘tersine sonsuz’ uzamın üstsel büyüklüğünü teyit ediyor:

“Karanlık boş odanın içinde / çizgisiz siyah bir dosya kâğıdı.”   

Her şeyden önce, M.Ş.Ş.’nin kaleme aldığı Sayıklayanlar’ın 14 yıllık bir duygusal birikimle hazırlanmış, yaşamsal ve imgesel karşılığı üzerinde sürekli düşünülmüş, yüzlerce kez sınanmış ve sonuçta da defalarca alev almış “güçlü bir şiirsel bütünlük” projesi olduğunu ifade ederek, işbu sıkı eserin içerdiği poetika becerisini teslim etmem gerekiyor. Çünkü Sayıklayanlar projesi, amorf bir lirizm aracılığıyla piyasalandırılan günümüzdeki etkisiz/başarısız şiir anlayışından -ve şairlerden- tamamıyle uzakta, kendisiyle, kendi anlamıyla yanarak oluşmuş, ayrıksı bir “dağ” gibi karşımda duruyor.

Eserin içeriğinin yanı sıra yapısal bileşenleri de etkileşimli bir kurguyla, yıllar içinde, sürekli yönseme ve bakış açısı değiştirerek, özel bir yenilenme duygusuyla tasarlanmış. Sayıklayanlar’ın kitap baskısının içinde bir audio-cd ve şiirlere eşlik eden çeşitli çizimler yer alıyor. Metnin çizimlerle ve müzikle olan ilişkisi M.Ş.Ş.’nin dostlarının katılımıyla (‘M.Ş.Ş. Bend’ vesilesiyle) bireysel edimlerden çok daha başarılı bir ekip çalışmasına, acının kardeşliğine ve duygudurumsal bir paylaşıma dönüşüyor. Projenin bu özelliği okuyucu ve dinleyici tarafından eserin içselleştirilmesini, eserdeki nüansların anlaşılmasını kolaylaştırarak metnin kavramsal açıdan bütünsel bir şekilde ilerlemesini sağlıyor. Sayıklayanlar projesi, mevcut yapısıyla -hem işitsel hem de görsel etkileşimlerle birlikte- taklit edilemez derecede eşsiz bir ‘tuşe’ barındırıyor. Zaten, Sayıklayanlar’ı ‘dramatik ironi’ ağırlıklı monologlarla tasarlanmış bir “radyo piyesi” şeklinde türev okuma imkânımız da var.

20 epizottan oluşan Sayıklayanlar’ın içerdiği her dizeyi veya zihnimizde oluşan her imge alevini, “yalnızlık felsefesi” olarak belirginleşen ve M.Ş.Ş. tarafından tetiklenen bir tanımlama ya da tanıma ediminin tipolojik sonuçları olarak düşünmek gerekiyor. M.Ş.Ş.’nin ruhsal çözümlemeleri, toplumun bütününü ‘elinin tersiyle bir kenara itmek’ diyebileceğimiz özel bir ‘red mekanizması’nı işaret ediyor: Eserin bütününde dilsel olarak 2. çoğul şahsın ‘siz’ söylemleriyle yerildiğini görüyoruz. Benim okumalarımdan elde ettiğim çıkarımlara göre, Sayıklayanlar’ın 3. epizotunda söz konusu ‘ret mekanizması’nın en güzel dizeleri şöyle belirmiş:

“(…) bir şeyler sürtmeli gece/ yoksa iyi akşamlar dediğimiz yüzler/
evlerinde ne yaparlar sonra?/ Yalnızlık hâkimdir her şeye/
diye gümler karanlık / içimizdeki çölün üzerine.(…)”

Eserde, ‘gerçeklik’ kavramının felsefi olarak sıkça sorgulandığını görüyoruz. Eserin değişik epizotlarında “duyarsızlaşan kentli kimliği”nin değişken algıları bir tür suçlamayla eleştiriliyor ve M.Ş.Ş., şehrin duygusuz, insansız kalışını sürekli yeriyor. 13. epizotta şu ‘yüzleşme’ye tanık oluyoruz:

“(…) Durun, soluklanın biraz/ fazla kapattınız/ gözeneklerinizi./
Sen de kimsin?/ Ben senim,/ karıştırıyoruz sadece/karanlıklarımızı/(…)”

Eserin 16. ve 17. epizotları arasında yer alan “Rüzgâr Kullanma Kılavuzu”nun öneminden de bahsetmek zorundayım: Bu kılavuzda, M.Ş.Ş.’nin ‘Yalnızlık Felsefesi’ni vurgulamaya çalıştığı mevcut epizotlardan çok farklı, özüt, dingin ve bireyin kendi varlığıyla buluşmasının sonucundaki ‘kabullenmeler’i kapsayan ara-duygular oluşuyor. Bu kılavuzda ‘Yalnızlık Felsefesi’nin tanımlanması değil de bire bir, örtüşen bir şekilde “Yalnızlık Felsefesi’nin yaşanması” söz konusu…

M.Ş.Ş., Sayıklayanlar’ın tüm epizotlarında modern şehir olgusunun zorunlu kıldığı yalnızlık duygusunu dile getirirken toplumun katmanları arasındaki yapay ilişkinin çelişkileriyle ve ‘bireyselleşme’nin sonuçlarıyla hesaplaşıyor. Kitabın devamında -14. epizotta, ‘Çirkin Centilmenler’ yükselişiyle birlikte- mevcut hesaplaşma vites arttırarak, zaman zaman konum ve cephe değiştirerek topyekün bir kişilik savaşına dönüşüyor.  Bu savaşın tarafları, ‘öz-saygıya inanan karakterli insanların yalnızlık çölü’ ile ‘öz-saygıya inanmayan sürüngenlerin kalabalık kenti’ olarak daha da belirginleşiyor:

(…)
Kimsiniz,
kimlersiniz?
Korkmayın
Sizsiniz.
Her şey sizsiniz!
(…)

Sonuçta, kentsel bunalımın gündelik yaşama dönüşmesinin ve hırs nedeniyle özgürlük düşüncesinin yok edilmesinin tüm biçemlerini anlamak isteyenler, Sayıklayanlar’ı yerden göğe kadar okumalı! Bireylerin kendi elleriyle özgül duygularını köreltmesine, köleleşmesine, yabancılaşmasına ve öz-saygının (bireyin kendisine olan saygısının) temelden yıkılmasına tanık olmak isteyenler, M.Ş.Ş.’nin en büyük ‘yüzleştirme’ ve ‘hesaplaşma’ eseri olan Sayıklayanlar’ı defalarca okumak zorundalar… Ancak, dikkat etmek gerekiyor; M.Ş.Ş.’nin ‘Yalnızlık Çölü’ne tanık olan herkes, hakikatin yakıcılığıyla alev alabilir ve kendi kendinize sayıklamaya başlayabilirsiniz:

“(…)
Hep gece!
Hep gece!
Hep gece!
Hep gece!”

Zafer Yalçınpınar
Aydınlık Kitap, Sayı: 226, 26 Ağustos 2016, s.4


Hamiş: Yalçınpınar’ın inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden, tüm kitaplarına ve özgeçmişine http://zaferyalcinpinar.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.


Ayrıca Bkz:

-John Berger’in Şiirlerindeki Tinsellik
Tam metin pdf: http://bit.ly/johnbergersiirler
Aydınlık Kitap, Sayı: 243, 30 Aralık 2016

-Nilgün Marmara’nın Kâğıtları’ndaki İmgelem
Tam metin pdf: http://bit.ly/nilgunmarmarakagitlar
Aydınlık Kitap, Sayı: 241, 9 Aralık 2016

-Oktay Rifat’ın Dışarıda Kalan Şiirleri
Tam metin pdf: http://bit.ly/oktayrifatdisarida
Aydınlık Kitap, Sayı: 235, 28 Ekim 2016

-Ingeborg Bachmann ve Dil Felsefesi
Tam metin pdf: http://bit.ly/bachmanndilfelsefesi
Aydınlık Kitap, Sayı: 220, 8 Temmuz 2016

-“Nicanor Parra’nın ‘Karşışiir’leri”
Tam metin pdf: http://bit.ly/nicanorparrakarsisiir
Aydınlık Kitap, Sayı: 216, 10 Haziran 2016

-Werner Herzog’un Bakışının Biçimini Taşıyan Bir Yolculuk
Tam metin pdf: http://bit.ly/herzogbuzdayurur
Aydınlık Kitap, Sayı: 214, 27 Mayıs 2016

-Julio Cortázar’ın zihninden; “Küba Devrimi’nin Başlangıç ‘Buluşma’sı”
Tam metin pdf: http://bit.ly/cortazarbulusma
Aydınlık Kitap, Sayı: 211, 6 Mayıs 2016

-Alfred Jarry’den “Günler ve Geceler” Ötesi Tinsellik
Tam metin pdf: http://bit.ly/alfredjarrygunlergeceler
Aydınlık Kitap, Sayı: 202, 4 Mart 2016

-ECE AYHAN ile ‘KARA GERÇEK’
Tam metin: http://zaferyalcinpinar.com/bbkara/eceayhanilekaragercek.jpg
Aydınlık Kitap, Sayı: 195, 15 Ocak 2016

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com