Mar
09
2018
--

Üvercinka Dergisi’ne -şiirsel/kişisel- Veda

 

Üvercinka Dergisi‘ne ilk kez, 2014 yılında, Heybeli’de Kış Mevsimi adlı şiirimle katılmıştım. Mart 2018 tarihli 41. sayıyla birlikte Üvercinka’da son kez… Üç Dörtlük (Kış Adası) adlı şiirimle yer alıyorum. Dört yıl boyunca şiirlerimi ve yazılarımı yayımlayarak bana, savunduğum konulara ve imgelemin özgürleşmesi gayretlerine destek veren, Üvercinka’yı devam ettirerek mevcut edebiyat aurasına sıkılığın, emeğin, dilin, hakikatin ve entelektüel bilginin/donanımın gücünü gösteren Sn. Seyyit Nezir‘e çok teşekkür ederim.” (Zy)

EVV3L kapsamında yayımlanan “Üvercinka Dergisi” başlıklı ilgileri aşağıdaki adreslerden okuyabilirsiniz:

1/ http://evvel.org/?s=Üvercinka&x=0&y=0
2/ http://evvel.org/page/2?s=Üvercinka&x=0&y=0

 


Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine, şiir kitaplarına ve poetika çalışmalarına http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
08
2017
--

Üvercinka Dergisi 3. yılını/cildini tamamladı…

Üvercinka Dergisi Aralık 2017 tarihli 38. sayısıyla birlikte 3. yılını/cildini tamamladı…
EVV3L kapsamında yer alan “Üvercinka Dergisi” başlıklı içeriklere/paylaşımlara
http://evvel.org/?s=Üvercinka&x=0&y=0 adresinden ulaşabilirsiniz.


Üvercinka Dergisi’nin Facebook Sayfası:
https://www.facebook.com/üvercinka-1585371131722942/


Ağu
17
2017
--

Üvercinka Dergisi’nin 34. sayısı yayımlandı…

Üvercinka Dergisi‘nin Ağustos 2017 tarihli 34. sayısı yayımlandı.

Derginin 34. sayısına ilişkin olarak ODATV kapsamında yer alan bir habere
http://odatv.com/selim-ileri-kavgasi-bitmedi-1208171200_m.html

adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Written by Adabeyi in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
May
25
2018
--

Ece Ayhan’ı Ararken… (Doğan Kemancı)

“İkinci Yeni!  ikinci Yeni!  diye
burnundan getirdiler adamların,
şimdi kıymete bindi.”
Murathan Mungan’dan aktaran Ece Ayhan

“ECE AYHAN’I ARARKEN…”
Yazan: Doğan Kemancı

1969 yılıydı. Türkiye İşçi Partisi Kadıköy İlçesi, Altıyol otobüs durağının arkasındaki binanın dördüncü katındaydı. Biz on beş, on altılık liseliler özellikle TKP davasından yatıp çıkmış Şevki Akşit’in diyalektiği, materyalizmi, ‘çıt usul İsa asi olmuş’u anlatan derslerini büyük ilgiyle izlerdik. Üsküdar İlçesi’nde ise Doğu Perinçek’i görmüştük ilk kez. Din ve Marksizm diye bir konferans vermişti. Işıl ışıl parlayan gözleri vardı. Dışarıda ezan başlayınca konuşmasını kesip beklemişti bitene kadar.

Biz küçükler partiye üye olamazdık ama her tarafa gönüllü koşar, yakalanırsak Sirkeci’de, Sansaryan Hanı’nın en üst katındaki ‘K’ masasına götürülürdük. Boş kalınca da ilçe örgütündeki kitapları okuyup ‘bilinçlenmeye’ çalışırdık. Edebiyat dergilerini karıştırırken ise en çok, Yeni Dergi’lerin her sayısında şiiri çıkan Ece Ayhan’ı şahsen çok merak ederdim. Bu şiirleri yazan nasıl birisi acaba diye düşünürdüm.

Aralık ayının ortalarında bir gün, Behramoğlu kardeşlerin en küçüğü Turan’la Kadıköy İlçe binasında oturuyorduk. Benden dört yaş büyüktü, üniversiteliydi Turan. Ya, ne kadar çok Stalinci olduğundan sözeder ya da dakikalarca, sessizce boşluğa bakardı. İkimiz de parkalı, postallıydık. Benimkiler Osmanağa Camii’nin yanındaki bit pazarından alınma ucuz Türk malıydı. Turan’ınkiler gıcır gıcır Amerikan PX’inden çıkmaydı! O  gün, öğleden sonra çok acı bir haber geldi. Faşistler Yıldız Teknik’te devrimci bir arkadaşımızı, Battal Mehetoğlu’nu vurmuşlardı. Turan’la ben, hemen Beşiktaş’a doğru yola çıktık. Yıldız Teknik’in önünde devrimciler kapıyı tutmuş, kontrol etmeden kimseyi içeri almıyorlardı. Turan, ‘Ataol’un kardeşiyim’ deyince hemen kenara çekilip bizi de içeri aldılar. Battal’ın cenazesi iki gün sonra Sirkeci’den büyük bir törenle Malatya’ya uğurlandı. Annesi İnsaf Ana’ya bir gazeteci neler hissettiğini sorunca o da, “Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler” demiş. İşte Ece Ayhan’ın ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ şiiri bu yanıttan çıkmıştı…

Ece Ayhan ve Doğan Kemancı

1970’in ilk aylarında, tam Milli Demokratik Devrim çizgisinin doğru olduğuna karar verdiğim bir sırada MDD’ciler de ikiye bölündü! Ne garip bir tesadüftür ki, Proleter Devrimci Aydınlık’ın 3-17. Sayısındaki Şahin Alpay’ın müthiş didaktik ‘İşçi Sınıfı ve Milli Demokratik Devrim’ yazısını okuyup, ölene kadar (beyaz) Aydınlıkçı olmaya karar verdim! Gene o senede, bir gün Cağaloğlu’ndan aşağı inerken Vilayet Han’ın ikinci katındaki De Yayınları’na çıkıp Memet Fuat’a sormuştum; ‘Ece’yi nerede bulabilirim?’diye. ‘Bilmiyorum’ demişti. Ne Çengelköy’den, ne de Üsküdar’dan söz etmemişti.

1980’de artık epey büyümüş, Aydınlık Gazetesi’nde çalışıyordum!  Nezih Coş, Sanat Sayfası’nı hazırlardı. Bir gün gidip Cemal Süreya’nın yazısını almamı istemişti. Cemal Süreya’nın yeri Çemberlitaş’taydı. Yazısını aldıktan sonra ‘Hiç eski Papirüs kaldı mı?’ dedim. Bir de ‘Ece’yi nerede bulabilirim?’ diye ona da sordum.  Gizemli bir ‘bakarım…’ kelimesi çıkmıştı ağzından.

Ertesi gün gazeteye geldiğimde içi Papirüs dolu koca bir paket masamda duruyordu. Saat dört civarında da Nezih Coş telefonu uzatıp ‘Ece Ayhan… Seninle konuşmak istiyor,’ demişti. Büyükada’da kalıyormuş Ece. ‘Ben de Heybeli’de oturuyorum’ dedim.

‘Başkent’ Sirkeci’de buluştuk. Kolunda tuttuğu kalın yeşil paltosu vardı. Mayıs’ın başıydı. Çok heyecanlanmıştım. Yanımda yürüyen, işte o inanılmaz, pırlanta gibi şiirleri yazan, kafamda şiir sihirbazı diye canlandırdığım Ece Ayhan’dı. Bir süre şaşkınlıktan ne diyeceğimi şaşırdığımı hatırlıyorum. Bir şeyler söylemiştim, o da,‘bu tarafıma geç, o kulağım duymuyor,’ demişti. Sanki uzun zamandır görmediğim abimle, bir yakınımla yeniden buluşmuş gibi hissetmiştim kendimi… Ne kadar arkadaş, kardeş, sıcak ve alçak gönüllüydü. Vapurun Heybeli’ye bu kadar çabuk geldiğini hiç hatırlamıyorum. Yol boyunca anlatmıştı; ‘Ut’ şiirinde Karagöz’ü unutmuş, hâlâ ukdeymiş içinde, niçin Hacivat demiş de Karagöz dememiş… Meğerse ilk şiiri 1954’te Türk Dili’nde değil de 1953 yazında Siirt’te, ‘Siirt’in Sesi’nde çıkmış… Ve insan toplumuyla ilgili ‘doldurulmaz derin kuyuların kuşkulara, kuşkuların düşünceye dönüşmesi’… Ya da yeni keşfedip övünerek söylediği Şeyh Bedrettin’le olan akrabalığı…

Ece, Büyükada’da, eski bir köşkte, Mustafa Irgat ve Teoman Taylan’la birlikte kalıyordu. Teoman için,‘her sene kitaplarını vapurdan indirip eşeğe yükler buraya getirir’ demişti adalı arkadaşlar. Ece’nin de çok hoşuna gidiyordu o kadar kitabın olduğu bir yerde kalmak. Oğlu Ege de gelmişti. Onun için de çok mutluydu. Herhangi bir öğleden sonrası, Büyükada’nın Çankaya, ya da 23 Nisan Caddesi’nde Ece’yle Ege yanyana yürürken görülebilirdi. O yaz, bir sene sonra, 1981’de kaybettiğimiz hikâyeci Ayhan Bozfırat da Büyükada’daydı. Eceyle birbirlerine epey arkadaşlık ettiler.

Ece’yle yaptığım röportaj Aydınlık’ta yayınlandı. Evinde doldurduğum üç saatlik kasetler için ‘bunları çözmek zor, sen bana soruları ver ben sana yazarım’ demişti. Röportaj fazla ses çıkarmadı. Ama gazetede üç kişi Nezih Coş’u ve beni acil bir yargılama toplantısına çağırdılar. Sanıklar, Ece Ayhan’la röportajı yapan ben ve sayfada yayınlayan Nezih Coş’tu. Yargıçlarımız da Celal Üster, Cenap Nuhrat ve Nur Deriş’ti. Ece’yle ilgili, artık suyu çıkmış saçma sapan suçlamaları, iftiraları, dedikoduları bir kere daha tekrar ettiler. Deliymişmiş de falan filanmışmış da… Hiç bir aydına yakışmayacak bir seviyesizlikle saldırdılar. Ece’nin yaşayan en etkili birkaç Türk şairinden biri olduğunu, yaptıkları suçlamaların onu çekemeyen kabiliyetsizler tarafından uydurulduğunu, kendilerinin de böyle yalanlara alet oldukları için utanmaları gerektiğini başım dik suratlarına söyledim. Onları ikna etmek gibi bir derdim de yoktu zaten. Gerçek şiiri ve şairi sahtesinden ayırmak da bir yetenek meselesiydi doğallıkla… O da pek herkeste olmuyor ne yazık ki!

Aslında röportajı önce Sanat Olayı’na götürüp Alpay Kabacalı’ya vermiştim. Ülkü Tamer yayınlamak istememiş. Ece’nin hatırladığına göre, Aydınlık’ta çıkınca Oruç Aruoba’nın dikkatini çekmiş. Kesip Enis Batur’a vermiş. Ece’nin ilk kez açıkladığı fikirleri vardı yazıda.

O yaz Türkiye İşçi Köylü Partisi, Büyükada’da bir gece düzenledi. Ece de gelmişti. Doğu Perinçek’le kucaklaştılar, en önde oturup izlediler geceyi… Ve sonra meşum 1980 Eylül’ü geldi. Kitaplarımız torbalara doldurulup, eşimiz, kardeşimiz GMC’ye konup Deniz Harp Okulu’na götürüldüler. Ekim’de, Mustafa Irgat İstanbul’a dönünce Ece’ye Adalar’da ev aramaya başladık. Ama o Eceabat’a gitti. Arada bir İstanbul’a geliyor ya Sirkeci’de hasır şapkasıyla aniden karşımda beliriyor ya da bana, Milliyet’e uğruyordu.

1984 – 1985. Kızıltoprak’ta Nilgün Marmara ve Beyoğlu’nun arka sokaklarında Bilsak’ın iki sokak aşağısında Manço Apartmanı’nın arka odalarında Mustafa Irgat günleriydi. ‘Tezgâhı kurdum’ diyordu Ece her gördüğümde. Arada Mustafa’yı eleştiriyordu. İki avuç fasulye ıslatıyormuş Mustafa. Çok diyordu. Bir avuç yeterdi. Bolluğa alışmış diyordu.

Ece Ayhan ve Cemal Süreya

Nilgün’ün evi hepimizin buluşma yeri olmuştu. Bir çeşit Ece’yi sevenler derneği gibiydi. Rakısını alan geliyordu. Başta Cemal Süreya… Bir Pazar günüydü, hadi Edip’i arayalım dediler. Nilgün’ün kocası Kaan çevirdi Edip Cansever’in numarasını, karşısına eşi Mefharet çıktı, biraz konuşup Cemal Süreya’ya verdi telefonu.

-‘Beni tanımadınız mı?… Cemal… Mefharet değil misin sen?… Ben Cemal Süreya… Edip televizyon mu seyrediyor şimdi kuzu kuzu?… Gelsin de bir hesap sorayım ben ondan…’

Ardından Edip Cansever geldi telefona.  Hastalandığını ve hastalığının adını anlatmaya çalıştı Cemal Süreya’ya.

-‘Ne? Faranjit mi oldun? Adını bile bilmem ağbi, hastalık mı o?… Hepsinin benzerlerini hepimiz geçirdik…. Ayakla ne ilgisi var?… Yapma yahu sen gut olmuşsun gut… Ağbi o zaman o başka hastalıktır o. Öyle küçük isimlerle geçiştirmeye kalkma…’

Ardından Ece konuşmak istemişti.

– ‘Edip, çok matrak yahu. Televizyon izlediğin doğru mu?… Hasta mısın?… O zaman yarın geliyorum sana.’

Telefonu kapattıktan sonra Cemal Süreya, Cansever’i ufaktan çekiştirmeye başladı.

– ’Bir gün Edip sevgililerinin birinden ayrılmış, geldi bizim eve, ‘ben Türkçe’yi senden öğrendim’ dedi. N’olacak yahu ben de Melih Cevdet’ten öğrendim diyorum. Ne var bunda? Edip’i yeni şiirle ben tanıştırdım.’

Sonra da Ece’ye döndü.

-‘Sen Kudüs Fareleri’ni getirip bana okutmuştun’ dedi.

Ece inkâr etti.

-‘Yapma Cemal, Şubat’ta Ankara’da değiliz ki okul tatil… Şiir Şubat ayında çıktı ben seni Mayıs ayında tanıdım yahu.’

Cemal Süreya üsteledi.

-‘Şiirlerini bana getirmiştin. 1954’te şiirlerini bana getirmiştin. Getirmek şu, arkadaşına şiirini getirmiştin. Şimdi bak Kudüs Fareleri’ni çıkmadan önce bana okudun ağbi.’

Ve bu böylece devam etti gitti, ta ki Ece zar zor kendisini dinletip tartışmaya değişik bir boyut getirene kadar;

-‘Yılını hatırlamıyorum, 1973 olabilir, Refik’te oturuyoruz Tünel’de, benim sağımda Ömer Uluç solumda Doğan Hızlan oturuyor. Cemal sen de yuvarlak masanın bu tarafındasın yani doğal bir şekilde. Ömer de çın çın gülüyor böyle çok şeyde… Sen alındın… Ben de dedim ki; ‘ya Cemal okuldayken senin dişlerin çok güzeldi’ dedim. Gerçekten okuldayken esmer bir adamsın dişlerin pırıl pırıl bembeyaz esmer olunca daha da belirgin oluyor şeyinde… Şimdi Cemal sen, Ömer Uluç boyuna gülüyor ya çın çın alınmışın, ‘ya acaba bana mı gülüyor’ şeyinde. O günlerde sen de dişlerini yaptırıyormuşsun, ne bileyim ben… Ondan sonra sen bana dedin ki, şimdi Ömer Uluç da gülüyor ya kendi şeyinde,‘sen şiirlerini bana gösterirdin’ dedin birdenbire. Ben de sana ‘Cemal’ dedim, ‘bu tabak uçar o oyuncak gemi batar’ dedim. Sen de bana ‘herkes oyuncak gemi’ dedin ve konu kapandı… Ben daha sonra Ankara’ya gittim, 1980 yılının sonunda orada sırtının güzel olmasıyla övünen bir kız var Ayla Kurşunlu… Yaptırmışın dişlerini, Ankara’da Ayla Kurşunlu’ya böyle yapmışsın….’ deyip, Ece işaret parmağının tırnağını ön dişlerine tıklatarak Cemal Süreya’nın taklidini yaptı…

Tam burada Cemal Süreya başladı anlatmaya;

-‘Hayır efendim bu yanlış bak ben sana söyleyeyim, sadece Ayla Kurşunlu’ya değil o sırada herkese evlenme teklif ediyordum. Benim bir tutkum vardı, nihilizm üzerine, herkese evlenme teklif ederdim, evlenme nihilizmi yapıyordum. İnanmadan yani. Yalnız o kadın bana öyle demedi hiçbir zaman. Ama birine demiş ki, o daha dramatiktir benim için ‘ya şu Cemal Süreya niçin dişlerini yaptırmıyor?’ demiş. Çünkü oyuklarla geziyordum ağbi. Çünkü eski dişlerim güzeldi ya üstüme alınmıyordum. Ayrıca başka bir şey söyleyeyim Ayla Kurşunlu benle o gün evlense evlenirdim, bugün de evlense evlenmem artık çünkü şimdi bayan Nihayet var…’

-‘78’de Erzincan’dayım,’ diye devam etti Cemal Süreya, ‘memleketim gibi bir yer, aslında memleketim değil ama… Bak ne oldu biliyor musun? Bir profesör kız vardı orada. Ona bir mektup yazdım, Ece Ayhan’ın bir mısraını koydum içine… ‘Ay kin tutmuyor’… Orada düşündüm, ulan kin mi tutmuyor, kir mi tutmuyor? Altında imzam yok ama benden geldiğini anlamıştır…’

-‘Hani bir de’ dedi Ece, ‘Vapur batsın da, Bandırma’dan dönen vapur, karım ölsün kızım kurtulsun… O kadar bunalmış…’

-‘Vapur değil ama sandal benimki,’ diye devam etti Cemal Süreya. ‘İlk evlilikte hep şunu düşünürdüm. Tanrım diyordum, tanrıya da inanmıyordum… Beraberlik kesintilerle bir buçuk yıl sürdü ama on yıl evli kaldık. Ayrılamadım yani o da bende büyük kompleks yarattı. Kendimi hep nasıl düşünüyordum biliyor musun? Kalamış’tan sandala binmişiz karım, ben ve çocuğum, bir yaşında kızım… Cup diye karım düşüveriyor diye görürüm rüyalarımda. Arıyorum yok… Memnunum tabii… Çocuğumla kurtuluyorum. Tabii bu ilerleseydi ben onu iterdim bir gün…’

Nilgün’ün kaygan parkelerinde birileriyle dansettikçe Cemal Süreya, Ece oturduğu yerden kıs kıs gülerdi.

En son 1986’nın Temmuz’unda Kızıltoprak’da oturup konuşmuştuk Ece’yle. Ben, Devrimci Gençlik Birliği yöneticiliğim sırasında yayınladığımız bir bildiriden yargılanmış, 141/2’den yedi buçuk sene ceza almıştım. Yargıtay’da onanmış ve aranmaktaydım. Yurt dışına gitmek üzere olduğumu söyleyince, ‘gitme, dönmen zor olur’ demişti bana.

Ece Ayhan (Mayıs 1981)

İstanbul’da boş ve kocaman bir apartman dairesinin sadece küçük bir odun sobasının ve bir yatağın olduğu arka odalarından birinde, her an gitmeye hazır, yatağında oturmuş düşünürken hatırlıyorum Ece’yi… Yani hep atının üzerindeydi. ‘Atı da şiiri gibi çok güzeldi. Öldükten sonra da tersine yarıştı’. Sonradan demişti ya: ‘Cemal Süreya otuz, ben elli ev değiştirmişim’ diye.

***

Hakiki şiirden anlayanı hemen içine alan bir şiirdir Ece’ninki. Kaynağı başka bir şiir olmayan, taklidi imkânsız, omurgası sağlam, tarihsel perspektifi olan bir şiir…

Çok eskiden öğrenmiştik; Marksizmin özünü, esasını çıkar, geriye herkesin kabul edebileceği ekonomik bir teori kalır. İkinci Yeni’nin içindeki çekirdek, ’öz, esas’ Ece’ydi. Ece’dir.

Sezai Karakoç’suz ve özellikle Ece Ayhan’sız bir İkinci Yeni düşünülemez…

***

‘İlk kez Muzaffer Erdost, Temmuz 1956’da Pazar Postası’nda ’İkinci Yeni’ demişti.. Gene Muzaffer Erdost’un bastığı, Ece Ayhan’ın ilk kitabı Kınar Hanım’ın Denizleri’ndeki 26 şiirden 23’ü Pazar Postası’nda çıkmıştı.

***

Gençler mi?.. Kötülüğe karşı hep dayanışma içinde oldular Ayhan abileriyle!..

DOĞAN KEMANCI
Üvercinka Dergisi, Mayıs 2018


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
03
2018
--

Turhan Günay’a Zorunlu Bir Açık Mektup (Seyyit Nezir)


Üvercinka Dergisi, Sayı:41, Mart 2018
Yazıyı okumak için: http://bit.ly/turhangunay


Üvercinka Dergisi, Sayı:41, Mart 2018
Yazıyı okumak için: http://bit.ly/turhangunay


Şub
11
2018
--

Çeviri/Şiir: “Sonbahar” (Humbert Wolfe)

Çeviren: Duygu Gündeş
Üvercinka Dergisi, Sayı:40, Şubat 2018
(Not: Bu şiir Türkçe’deki ilk Humbert Wolfe çevirisidir.)


Duygu Gündeş‘in diğer çevirilerine ve edebiyat çalışmalarına
http://duygugundes.info adresinden ulaşabilirsiniz.


Şub
10
2018
--

“Ali Enver Ercan’ın Erdem Şifreleri” (Cezmi Güntay)

Cezmi Güntay tarafından kaleme alınan ve Üvercinka Dergisi’nin
Şubat 2018 tarihli 40. sayısında yayımlanan “Enver Ercan’ın Erdem Şifreleri”
başlıklı yazıyı http://bit.ly/enverercan adresinden okuyabilirsiniz.


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/enver-ercan


Oca
20
2018
--

“Çimen” (Carl Sandburg)

CARL SANDBURG
Çeviren: Duygu Gündeş
Üvercinka Dergisi, Sayı:39, Ocak 2018

Oca
11
2018
--

Afrika dahil: “Cemal Süreya Anma Etkinliği Konuşması” (9 Ocak 2018, CKM-Kadıköy, Tam Metin)

Zafer Yalçınpınar
Cemal Süreya Anma Etkinliği, 9 Ocak 2018
Caddebostan Kültür Merkezi-KADIKÖY


Konuşmanın pdf dokümanı biçimini
http://bit.ly/cemalsureya2018 adresinden arşivleyebilirsiniz.


“Çok daha kalabalık toplulukların karşısında hiç heyecanlanmadan çeşitli konuşmalar gerçekleştirmiş olmama rağmen bugün, burada, son derece heyecanlıyım. Demin, sizin oturduğunuz koltuklardayken bu durumun nedenini düşündüm.  Çünkü, Cemal Süreya -tıpkı Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Ece Ayhan gibi- çok büyük bir şairdir! İnanmasanız da fark etmeseniz de büyük ve küçük şairler vardır! Böyle bir ayrım vardır! Cemal Süreya büyük bir şair olduğu için, bugün, burada, çok heyecanlıyım!

Her şeyden önce, Cemal Süreya’nın Ece Ayhan ve Sezai Karakoç’la birlikte 1950’li yılların ortasında Türk Şiiri’ndeki aurayı değiştiren ve ‘İkinci Yeni’ ismini verdikleri yenilikçiliğin kurucusu olduğunu hatırlatmak, yani Cemal Süreya’nın ve arkadaşlarının Türk Dili üzerinde yeni bir duygu-durum, yeni bir şiirsellik oluşturduğunu söylemek, vurgulamak gerekiyor. Bu yeniliğin hem okurda hem de diğer -küçük, büyük- şairlerde karşılığı olmuştur ve söz konusu yenilik bir şiir akımına dönüşmüştür. Bu yeni şiirin özellikleri nelerdi… Neden bu kadar sevildi… Neden hâlâ çok büyük bir içtenlikle ve samimiyetle takip ediliyor! Bu büyüklüğü iyice düşünmek ve analiz etmek gerekiyor…

Cemal Süreya ve kendisinin “Güvercin Curnatası” olarak tanımladığı ikinci yeni akımı ne yaptı, neyi değiştirdi… 1950’li yıllarda dünya şiirinden çeviriler yaparak 2. Dünya Savaşı sonrası dünyada oluşan yeni hümanizmin duygu-durumunu, yeni şiirsel dili anlamaya ve Türkçe’ye aktarmaya başladılar. O dönemde Türkçe’de garip akımı kasırgası esiyordu. Garip akımı şiire sadeleşme ve imgede basitleşme getirmişti. Bu durum hikâyelemeci ve biraz da kuru bir şiir ve söylem ortaya çıkarmıştır. Cemal Süreya ve arkadaşları bu sade şiir dilini daha sofistike bir hâle çevirmek, şiir dilini ileriye taşımak için imgelemin güçlenmesini sağladılar. İmgelemin özgürlüğüne inandılar. Karmaşık bir yapıydı bu, ancak imgesel olarak dili geliştiren, Türk Dili’nin imgesel alan derinliğini arttıran ve genişleten bir söyleyiş, bir tını buldular. Zarif, tabii ki modern ve çok ama çok kuvvetli bir şiir oluşturdular. Öyle ki 80’lerin ve 90’ların şairleri bu akımın gölgesinde kalmışlardır! İkinci yeni öyle güçlüdür ki 80’lerin ve 90’ların şairlerini gölgede bırakmıştır! Bugün, 60 sene sonrasında bile bu hakikati görmeliyiz, kabul etmeliyiz artık!

İkinci yeni şiiri geleceğe uzanan, güçlü bir şiirdir! Bir zamanlar, bir edebiyat soruşturması kapsamında bir çakma profesör çıkıp ikinci yeni akımının etkisini kaybettiğini mırıldanmış, bir zamanlar… Bu mutat zevat hiçbir bilimsel açıklamaya, dahası poetikaya değinmeden niyet belirtmeye veya kendince, kendi çetesine ümit vermeye kalkmıştır. Bu komediyi gördüğümde emin oldum: 80’lerin, 90’ların bu şair profesörleri ve bağlı çeteleri acz içinde, ikinci yeninin büyük şiirinin gölgesinde kalmıştır! Çakma şairler acz içindedir bugün…

Sonuçta, hâlâ, burada, bu toplulukta, Türkçe’ye baktığımızda, zamanların sonunda, Cemal Süreya ve arkadaşlarının şiiri, yürürlükte olan baskın ve en güçlü şiir akımıdır… Geleceği belirlemektedir ve geleceğe uzanmaktadır. İkinci yeni şiiri yürürlükteki dili imgesel olarak geliştirmekte, tahayyül gücüne güç katmakta ve şiir dilini etkilemektedir; son derece de kuvvetlidir, etkindir ve insanlığı sürekli geliştirmektedir! Cemal Süreya’nın “Üvercinka” adlı şiirinde ifade ettiği gibi: “Afrika dahil!”

Zafer Yalçınpınar, 9 Ocak 2018
Cemal Süreya Anma Etkinliği Konuşması’nın tam metni…

Caddebostan Kültür Merkezi-Kadıköy



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Poetika Çalışmaları’na http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
12
2017
--

“Ajanını da al… git!” (Halûk Cengiz)


Edebiyat piyasası ile iktidar enstrümanları arasındaki ilişkiyi -tüm boyutlarıyla ve ayrıntılarıyla birlikte- 2015 yılında irdeleyen  “Yakışmıyor” başlıklı eleştiri kitabından tanıdığımız Halûk Cengiz, çok önemli bir yazı dizisi daha kaleme almış… Nihat Genç‘in OdaTv’de yüksek sesle vurguladığı “Kim bu ajan edebiyatçılar!” ifşaatının haklılığına ilişkin olarak Üvercinka Dergisi’nin Aralık 2017 tarihli 38. sayısında yer alan “Ajanını da al… git” başlıklı bu yeni eleştirel analizin tam metnine http://bit.ly/ajaninialgit adresinden ulaşabilirsiniz. İyi okumalar dileriz!



“Yakışmıyor!”
‘Günümüz Edebiyat Ortamına Bir Bakış”
Hâluk Cengiz, Kasım 2015
Okumak için: http://bit.ly/yakismiyor

Eki
14
2017
--

‘Dağlarca’nın Haysiyeti’ bizim meşru direnişimizdir! (Zafer Yalçınpınar)

2000’li yılların başına kadar edebiyat-şiir ödülleri mütevazı ve gösterişsiz birliktelikler olarak düşünülüyordu. Yazar ve şairler birincil olarak ‘ödül kazanmayı’ düşünmez, varoluşunu, şiirini ya da edebiyatını ‘ödül kazanmak’ üzerinden biçimlendirmezdi. Şair ve yazar için ‘ödül kazanmak’ olsa olsa nahif bir teyitti.  Bu çeşit bir nahif varoluş nedeniyle de ödüller Türkiye’deki edebiyat geleneğinde belli bir oranda saygın, düzgün veya geçerli bir konumlandırmaya sahipti. Ancak, 2003-2006 döneminde, edebiyat-şiir ödüllerinin organizasyonu bir tür masonik yapının eline devredildi. Sorosçu ve ‘sinsi’ bir adamın ‘örgütlemesi’yle hareket eden oligarşi, 2006 itibariyle ortaya çıkıp “Bundan sonra Türkiye’de edebiyat-şiir konularında ödül dağıtma işi bizden sorulur!” demeye başladı. Bir tür çeteleşme yaşandı ve liyakat esaslı olması gereken ödüller, birdenbire çıkar esaslı işleyen, ticari karşılığı olan ve statü dağıtmaya yarayan bir ‘sistematiğe’ bağlandı.

2015’e geldiğimizde, bir mırıldanma başladı: Çoğu insan Türkiye’de edebiyat ve şiir ödüllerinin ne kadar hakkaniyetsiz, ne kadar liyakatsiz ve sonuçta da ne kadar ‘anlamsız’ olduğunun farkına vardı. Sayılar ortadaydı artık! Günümüzde, işbu kifayetsiz muhterisler, utanmadan, sıkılmadan, tüm şaibelerde vites artırıp, yalan sarmallarına dolanıp, her türlü ahlaki ve ideolojik duruşu yok sayıp -tıpkı siyasal iktidarın diğer sahipleri gibi- bir yol izlemeye karar verdiler: “Hesap vermemek için hesabı büyütmek!” Günümüzdeki durum, maalesef, bundan ibarettir.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk Şiiri’nin en büyük isimlerinden biridir: Poetikası vatan, ulus, özgürlük, bayrak ve emek kavramlarının yurtseverlik bileşkesinde buluşan evrensel imgesinin devamıdır, belirleyicisidir ve belki de geleceğidir. Yurtsever ve sosyalist düşünceyi birbirini tamamlayan -ayrılmaz- bileşenler olarak gören Louis Aragon, “Parti’m Fransa’nın renklerini verdi bana” diyerek ulusal bayrağı sahiplenmekle nazizme karşı nasıl bir Fransız direniş ruhu oluşturduysa bir benzerini Fazıl Hüsnü Dağlarca savunmuştur.

Yurtseverlik ve sosyalizm, Seçici Kurul sözcüsü Ataol Behramoğlu’nun poetikasında birbirini öteleyen kavramlar olarak tanımlanıyor. Bu aşamada tartışma, ödül hattının çok ötesinde bütün maddi ve manevi değerlerin satıh olarak savunmasına dönüşmüştür. “Dağlarca’nın Haysiyeti” bizim meşru direnişimizdir. Dağlarca’nın kuşatılmasına karşı ölene kadar direneceğim. Ben öldükten sonra da “Dağlarca’nın Haysiyeti”ni dostlarım ve haysiyetli okurlar üstlenip direnecektir. Bunu herkes böylece bilsin.

Zafer Yalçınpınar
15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi


Önemli Not: 8-15 Ağustos 2016 tarihleri arasında Aydınlık Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfalarında yayımlanan ‘2. Dağlarca Şiir Ödülü’ soruşturmasının tam metnine http://bit.ly/daglarcasorusturma2 adresinden pdf dosyası biçeminde ulaşabilirsiniz. 2015‘te (Dağlarca Şiir Ödülü’nün ilk yılında) Üvercinka Dergisi çevresince gerçekleştirilen diğer eleştirel soruşturma da http://bit.ly/sorusturma adresinden okunabilir.


daglarcadirenisimizdir

15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi’nden…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
10
2017
--

‘Neoliberalizm’in Kötü Yolu’ (Z. Yalçınpınar)

Üvercinka Dergisi, Eylül 2017, Sayı: 35
Yazının tam metnini okumak için: http://bit.ly/kotuyol


Hamiş: Zafer Yalçınpınar‘ın tüm inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
02
2017
--

Poem: “Women Rain” (by Ece Ayhan)

Üvercinka Dergisi, Ağustos 2017, Sayı: 34


Hamiş: EVV3L  kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
24
2017
--

“Ece Ayhan’ın İktidar Karşıtlığı” (Zafer Yalçınpınar)


Üvercinka Dergisi‘nin Haziran 2017 tarihli 32. sayısında yayımlanan “Ece Ayhan’ın İktidar Karşıtlığı” başlıklı yazının tam metnini http://bit.ly/eceayhaniktidarkarsitligi adresinden okuyabilirsiniz.



Hamiş: EVV3L  kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
15
2017
--

Şiir Taslağı

gecelerin yüzüme kapanışı
karanlığın aklıma
__________ yol olduğu sızıntı
bir biçim meselesi
evlerin yeraltına yükselişi
denizlerin boruları dönmesi
tesisatların gökyüzüyle dolması
hepsi hepsi hepsi hepsi hepsi
şiirimin taslağıdır

gözlerimin kıyılarına dolanan yalanlar
hiç yoktan hırsızlıkla kurulan yayınevleri
__________________ünlü editörleri
hepsi hepsi hepsi
benim tanınmayışımdır

beş haneli adaların
kıyısında yaşananlar

Zafer Yalçınpınar
Üvercinka Dergisi, Sayı: 32 (Temmuz 2017)


Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine ve şiir kitaplarına http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by Adabeyi in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Haz
12
2017
--

“9. Kadıköy Kitap Günleri Üzerine İzlenimlerim” (Zafer Yalçınpınar)

2006 yılında, TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğunun ‘Doğan Hızlan’ olarak belirlenmesiyle (bu türden bir liyakatsizliğin onurlandırılmasıyla) birlikte kitap fuarlarına aktif olarak katılmamaya karar verdim. Sahaflar ve sahafiye/koleksiyon kitapları çerçevesinde gerçekleştirilen birkaç türev etkinliği saymazsak, kitap fuarlarına katılmamak yönündeki kararımı 11 yıl boyunca sıkı sıkıya uyguladım. 11 yıl boyunca hiçbir kitap fuarını gezmedim, hiçbir panele veya ödül törenine dinleyici olarak katılmadım, herhangi bir kitap fuarından bir adet kitap bile satın almadım ve yayımlanmış/basılı kitaplarımı herhangi bir fuarda veya yayınevi standında satışa sunmadım.

Ancak, bu yıl -biraz da kaderin cilvesiyle- gönlünü kıramayacağım ve tüm edebiyat çalışmalarını çok önemsediğim bir editör dostumun zorlamasıyla, 4-9 Haziran 2017 tarihleri arasında (6 gün), 9. Kadıköy Kitap Fuarı’na katılmak durumunda kaldım. Bu zorunlu katılım, kitap fuarları kapsamında sergilenen kötücül “endüst-realite”ye dair bir şeylerin değişip değişmediğini anlamak ve biraz da 2000’li yılların başındaki üniversite öğrenciliğim boyunca ulaşımda kullandığım Haydarpaşa Tren Garı ile anılarımı hatırlamak/tazelemek için iyi bir fırsat oldu.

Hemen söyleyeyim: Kitap fuarlarında hiçbir şey değişmemiş! Okurlarıyla, yazarlarıyla, yayınevleriyle ve belediyesiyle birlikte sergilenen bu tuhaf âyin daha da kötücül bir “endüst-realite” doğrultusunda korkutucu boyutlara ulaşmış. Ülkemizin genelinde olduğu gibi kitap fuarlarında da “nitelik/liyakat/içerik” gerilemiş “yok” denecek kadar azalmış, buna karşın “nicelik/popülizm/sayısallık” üssel olarak artmış. Bu kötücül durumun birçok nedeni var ancak bunlarla uğraşacak, bu nedenleri örnekleriyle birlikte tek tek anlatacak fazladan zamanım yok. Ki zaten, iktidardaki tipolojiyi yıllarca ve sayfalarca anlattık. Aynı tas, aynı hamam…

“Peki, madem öyle, 9. Kadıköy Kitap Günleri kapsamında sen neler yaptın?” denebilir. Yapıp ettiklerimi parçalı biçemde paylaşıyorum:

Kitap Günleri’nde, genel olarak Cemal Süreya Derneği ile Broy Yayınevi standının çevresindeydim. Derneğin standında -4 Haziran 2017 Pazar günü- elimde bulunan çok az sayıdaki ‘Rüzgâr Defteri’ ve ‘Tarihinsancısı’ adlı kitaplarımın basılı nüshaları için imza günü gerçekleştirdim.

Cemal Süreya Derneği ile Broy Yayınevi çevresindeki en büyük kazanımım Mecit Ünal’la tanışmak oldu. 2000’li yılların başında “Sessizlik Saati” adlı şiir kitabını büyük bir hayranlıkla okuduğum Mecit Ünal, şair-yazar kimliğinin yanı sıra Kaz Dağı Çevre Koruma Dayanışması’nı temsilen Kitap Günleri’ne gelmişti ve yüksek sesle, iki büyük pankartla “Zeytinime Dokunma!” diyordu. Ayrıca, B Salonu’nda gerçekleştirilen iki önemli açık oturumda (Demirtaş Ceyhun ile Cemal Süreya’nın odak alındığı geniş katılımlı söyleşilerde) Mecit Ünal’la birlikte konuşmacı olarak bulunduk. Her iki konuşmada da Mecit Ünal’ın söylemlerinin ekseninde “dil hassasiyeti, anti-emperyalist mücadele, doğa, çevre, şiir, kültür ve tarih ilişkisi” bulunuyordu. Bununla birlikte, gerçekleştirilen söyleşilerin tümünde “zeytinlik alanların yok edilerek maden ile sanayi kuruluşlarına imtiyaz verilmesine ilişkin yasa tasarısına” karşı sürdürülen mücadeleyi anlattı ve yüksek sesle “Soframızda zeytin görmek istiyoruz, termik santral değil!” dedi.

7 Haziran 2017 tarihinde İlyas Orak ve Hüseyin Alemdar’la birlikte şair, çevirmen ve grafik sanatçısı Sait Maden’in yaşamına odaklanarak eserlerindeki imgesel gücün incelendiği “Şiirin Yeryüzü Konuğu: Sait Maden” başlıklı bir açık oturum gerçekleştirdik. Açık oturumda Sait Maden’in yaşamı boyunca tasarımını gerçekleştirdiği özel yazı tipleri, logolar, afişler ve kitap kapakları teknik ayrıntılarıyla birlikte tanıtıldı. İlyas Orak, grafik sanatı çerçevesinde Sait Maden çalışmalarının üstünlüğünü vurgularken, Hüseyin Alemdar, Sait Maden’in poetikasını Türk ve dünya şiirindeki örneklerle karşılaştırmalı olarak inceledi. Sait Maden’in Türkçe’ye armağan ettiği Paul Eluard, Charles Baudelaire, Pablo Neruda ve Federico Garcia Lorca gibi ünlü dünya şairlerinden çevirileri, ‘imgesel alan derinliği’, ‘şiirsel yük’ ve ‘şiir dili’ kavramlarıyla birlikte kapsamlı olarak anlatmaya çalıştım.

Cemal Süreya Derneği ile Broy Yayınevi çevresinde Zuhal Tekkanat, Aydan Ay, Melodi Aksoy, Duygu Gündeş, Seyyit Nezir, Rasim Savak, Mustafa Işık, Beyazıt Kahraman, Hüseyin Alemdar, İbrahim Hacıbektaşoğlu, Tamer Tezin ve Berkiz Berksoy ile derinlemesine sohbetler gerçekleştirdik; Cemal Süreya’nın hayatı, edebiyat, şiir, kültür-sanat, çeviri ve yayıncılık üzerine karşılıklı olarak fikir paylaşımlarında bulunduk. Ayrıca, Cemal Süreya Derneği standında bulunan Üvercinka Dergisi’nin tüm sayılarını ve Cemal Süreya’nın eserlerini de tekrardan inceleme fırsatı buldum.

Kadıköy Kitap Günleri kapsamında en çok alışverişi Sel Yayıncılık standından gerçekleştirmişim: Sel Yayıncılık’ın ünlü ‘Geceyarısı Kitapları’ serisinden ‘Emile Zola-Kim Nasıl Ölüyor?’, ‘Honore De Balzac-Paris’ten Cava’ya Yolculuk’, ‘Kazimir Maleviç-İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik’, ‘Jules Renard-Yazmak Üzerine Notlar’ adlı kitapları satın almışım. Bununla birlikte, uzun zamandır bulamadığım ve 2012 yılında Sel Yayıncılık tarafından yeniden yayımlanan ‘Salâh Birsel-Şiir ve Cinayet’ başlıklı kitaba da erişmenin mutluluğunu yaşadım. Yapı Kredi Yayınları’nın ‘Doğan Kardeş Seçme Şiirler’ serisinden ‘Oktay Rifat-Bir Aşka Vuran Güneş’ ile ‘Fazıl Hüsnü Dağlarca-Dağ Uykusu’ adlı şiir seçkileri,  Everest Yayınları’nın ‘Keşif’ serisinden Orhan Kemal’in ‘Unutulmuş Öyküler’i, Broy Yayınevi’nin standından ‘Sait Maden-Çağdaş  İspanyol Şiiri’ ile gene Sait Maden tarafından yayıma hazırlanarak F. G. Lorca’nın yaşamını ve ölümünü anlatan ‘Cinayet Granada’da İşlendi’ adlı kitaplar satın aldığım sıkı eserlerdi. Eski iş arkadaşım Koray Löker’in sıkı editörlüğünde Kara Plak Yayınevi kapsamında yayımlanarak caz müziği üzerine müzisyen ve eleştirmenlerle çeşitli söyleşileri içeren ‘Batu Akyol-Caz Çok Zor’ adlı kitabı satın almak, hem eski bir dosta selâm vermek hem de Türkiye’deki caz aurasını tekrardan okumak anlamında çok önemliydi.

Kadıköy Kitap Günleri’nde bulunduğum son gün (9 Haziran 2017) Seyyit Nezir’in yayına hazırladığı Üvercinka Dergisi’nin 32. sayısı matbaadan çıktı ve Cemal Süreya Derneği standında okuyucusuyla buluştu. Böylelikle, Üvercinka Dergisi’nin yeni sayısında yayımlanan ‘Ece Ayhan’ın İktidar Karşıtlığı’ başlıklı yazım da Kadıköy Kitap Günleri’ne ‘selâm çakmış’ oldu!

Sonuçta, 9. Kadıköy Kitap Günleri kapsamında bir kavga-gürültü çık(ar)madan gözlem/katılım sürecimi tamamladım. Elbette, dile getirmek istediğim -meclisten dışarı- bir sonsöz var:

“Bu tip kitap fuarlarına bir şekilde dahil olan (düzenleyen, yayımlayan, katılan, konuşan, dinleyen ve satın alan) yüz binlerce insan, işbu fuarların odağı olan kitaplardaki özü/hakikati doğru bir biçimde anlayarak okusalardı ve içselleştirebilselerdi, coğrafyamızın fikir ve edebiyat atmosferi böylesine kötücül bir ‘endüst-realite’ye maruz kalmazdı!”

Kadıköy Kitap Günleri’nde bir adet 50 cl. pet şişe su 1 TL bedelle satılıyordu. Buna karşın, bir kez tuvalet kullanım bedeli 1,5 TL’ydi. Demek istediğimi anlatabildim mi, bilinmez!

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar
12 Haziran 2017, Haydarpaşa


Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın tüm inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden ulaşabilirsiniz. Kitap incelemeleri ise http://evvel.org/ilgi/kitap-incelemeleri adresinde bulunuyor.

Written by Adabeyi in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:,
Şub
01
2017
--

Şiir: “Konumlandırma” (Z. Yalçınpınar)

sürahi masanın ortasında
televizyonun tam önünde
görüşümüz kapanıyor
duvarlar etrafı çevirmiş

gökyüzü dışarıda duruyor

meyveleri getiriyor karılarımız
soyuyoruz gönül rahatlığıyla
dünyadan habersiz
ve sayısız

gönül rahatlığıyla
zurnalı bayraklı
(…)

Zafer Yalçınpınar
Üvercinka Dergisi, Sayı: 27-28 (Ocak-Şubat 2017)


Hamiş: Şiirin tam metnine http://bit.ly/konumlandirma adresinden, Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine ve şiir kitaplarına ise http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by Adabeyi in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Kas
26
2016
--

“ECE AYHAN ÇAĞLAR” HAKKINDA BİLİNMEYENLER (Zafer Yalçınpınar, 12 Temmuz 2016, Aydınlık Gazetesi)

1970eceayhan

“1970’li yıllarda Ece Ayhan”


‘İkinci Yeni’ şiir akımının ağababası Ece Ayhan Çağlar, 14 yıl önce bugün -12 Temmuz 2002 tarihinde- vefat etti. ‘Sıkı şair’ Ece Ayhan, 1950’li yıllarda kaleme aldığı ilk şiirlerinden başlayarak 1990’ların sonuna kadar uzanan yarım yüzyıllık edebiyat serüveninde Türk dilinin bilişsel sınırlarını zorlayıp ‘imgesel alan derinliği’ni genişleten ve sonuç olarak da Türkçe’nin tahayyül gücünü (imgelemini) özgürleştiren özel bir “şiir dili” kurmuştur. Bir anlamda, dili kırmış ve dilin imkânlarını arttıracak yapısöküm yöntemlerini yürürlüğe sokmuştur. Kendisinin ‘sıkı şiir’ olarak tanımladığı bu dilin motifleriyle birlikte iktidarın tarihsel ve süreksel gaddarlıkları ifşa edilmiş, iktidarın her biçimine karşı ‘sivil bir duruş’ sergilenmiştir. Ece Ayhan’ın poetikası, ‘kötülük dayanışması’na karşı ‘haklılığın inadı’nın yüklenerek herkes için ışıldayan ‘iyi bir güneş’i imgeler ve tahayyül eder. Ece Ayhan karamsardır, ancak onun karanlığı akkor bir karşıtlık içerir: Kömürün -zamanla, tarihsel ve kimyasal olarak- elmasa dönüşmesi gibi…

Ece Ayhan’ın yaşamını ve maruz kaldığı durumları araştırmak şiirlerinde imlediği tarihsel olayları araştırmak kadar karmaşık bir gayrettir. Elde ettiğiniz her yeni “buluntu” Ece Ayhan’ın yaşamını ve duygudurumlarını anlamak yolunda kolaylık sağlayacağına araştırıcıyı daha karmaşık bir dolambaca sürükler. Bununla birlikte, Ece Ayhan’ın yaşamının bir kent efsanesine ve tuhaf söylencelere dönüştürülerek popülerleştirilmiş olması araştırıcının belirgin bir kestirime ulaşmasını katbekat zorlaştırır.

Geçtiğimiz bir yıllık süre zarfında Ece Ayhan’ın yaşamındaki “bulanık” ve “belirsiz” olaylardan bazılarının bütün bütün olmasa da biraz daha aydınlandığını söyleyebilirim. Belirsizliklerin azalmasında Ece Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı mektupların Noktürn Yayınları tarafından “Hoş Çakal Hoş Tilki” adıyla Eylül 2015’te yayımlanmasının payı büyüktür. Ece Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı 1 Eylül 1977, 12 Şubat 1978, 14 Mart 1978, 8 Nisan 1978 tarihli mektuplarda açıkladığı olaylar, sanırım, bu açıdan en önemlileri…  Söz konusu mektuplar Ece Ayhan’ın Zürih’teki beyin ameliyatlarına, tedavi sürecine ve bu süreçte Ece Ayhan için sanatçılar tarafından İstanbul’da toplanan yardım paralarına (yardım fonuna) ilişkin çeşitli bilgiler, isimler, suçlamalar ve hukukî girişimler (adalet arayışları) içeriyor. Aynı zamanda bazı arkadaşlarının ve bazı avukatların Ece Ayhan’ı nasıl zor bir durumda -düşüşte- bıraktığını, o dönem Ece Ayhan hakkında nasıl bir kara propagandanın kimler tarafından yürütüldüğünü, Ece Ayhan’a uygulanan birçok haksızlığın ve insafsızlığın nasıl örtbas edildiğini, çoğu -sözde- arkadaşının Ece Ayhan’a nasıl sırt çevirdiğini ve nasıl kaçıştığını da gösteriyor… Söz konusu mektuplarda anlatılan olaylar, Ece Ayhan’ı “bir insan topluluğunda yaşamadığı” sonucuna çıkarıyor ve bu “kara gerçek”, Ece Ayhan’ın tüm hayatını geri dönülmez bir şekilde etkiliyor. “Hoş Çakal Hoş Tilki” adlı kitapta yer alan 12 Nisan 1978 tarihli mektubunda şöyle diyor Ece Ayhan: “(…)böyle her şeyin ucundayken bir kişinin içyüzünü açıklamayacaktım, öylesine Doğrucu Davut’luk fazla kaçtı. İnsanların hepsinin göründüğü gibi insancıl olmadıklarını bilmem gerekti.(…)”

Ece Ayhan’ın yaşamına ilişkin ikinci önemli buluntuyla Gezegen Sahaf (Sedat Yardımcı) tarafından Taksim-Aslıhan Pasajı’nda 26 Aralık 2015 tarihinde gerçekleştirilen kitap ve efemera müzayedesinde karşılaştım. Açık arttırmaya çıkan eserler arasında avukat ve yazar Demir Özlü’nün arşivindeki 1970-80’li yıllara ait bazı hukuki belgeler ile mektuplar yer alıyordu. Açık arttırmaya katılan genç şair Uğur Yanıkel’le birlikte belgeleri inceledik. Belgelerin arasında 1975 yılında 12 yaşındaki oğlunun velayetini almak için Ece Ayhan’ın açtığı dava sürecine ve temyizine ilişkin hukuki dilekçeler, karar belgeleri, notlar ve özel bir mektup bulunmaktaydı. Bu mektup ve belgelerde Ece Ayhan, bir dini tarikat mensubundan bahsediyor ve oğlunun velayetini kaybetmesinde bu tarikat mensubunun rolünü anlatıyordu.

gsmuzayede3

Ece Ayhan’ın yaşamına ilişkin üçüncü önemli bilgi seti, Üvercinka Dergisi’nin Haziran 2016 tarihli 20. sayısında yayımlandı. 1965-66 yıllarında Denizli’de Halkevi başkanlığı görevini yürüten Abdurrahim Sercan, Ece Ayhan’ın Denizli-Çardak İlçesi Kaymakamı olduğu dönemde yaşanan olayları açık yüreklilikle Üvercinka Dergisi’nde kaleme almış. Ece Ayhan’ın başına gelenleri şöyle anlatıyordu Abdurrahim Sercan: “Şairliğini daha sonra tanıdığım Denizli Çardak Kaymakamı Ece Ayhan, devamlı halkın içinde, onların sorunlarını dinleyen ve çözmeye çalışan, genç, devrimci ve yurtsever kişiliğiyle görev yapıyordu. Bir gün Çardak kasabasının Bozkurt nahiyesini gezerken dikkatini çeken bir olay yaşanır. (…) Olayın üstüne gitmeye karar verir. Gider de… Ama aradan çok zaman geçmeden Ece Ayhan’a yönelik saldırılar ve iftira kampanyası başlar. (…) Bir akşamüstü kaymakamlık, gerici yobazlar tarafından basılır, Ece Ayhan darp edilir, birçok hakarete uğrar. Olay büyümeden güvenlik güçleri tarafından önlenir. (…) Zamanın hükümeti, Ece Ayhan’a görevinden el çektirir. Olayların ulusal basında çıkması önlendiyse de, sanırım bazı yerel gazetelerde (‘Yeşil Çivril’ gibi) haberin çıkması özellikle sağlanmıştı.”

buluntu1

“12.07.1968 tarihli Milliyet Gazetesi’nden…”

Abdurrahim Sercan’ın Üvercinka Dergisi’ndeki yazısında anlattıkları, Ece Ayhan ile aynı dönemde (Darende’de) kaymakamlık yapan Erdoğan Alkan’ın Varlık Dergisi’nde (Eylül 2002, Sayı: 1140) Ece Ayhan’ın ağzından aktardığı bilgilerle örtüşüyor ve birbirlerini tamamlıyor.

Sonuçta, ben, Uğur Yanıkel ve birkaç arkadaşım Ece Ayhan’ın yaşamını araştırmaya devam ediyoruz. Sıkı şair Ece Ayhan’ın yaşamındaki ‘kara gerçek’leri bulmak, aydınlatmak ve Ece Ayhan’ın temsil ettiği ‘haklılığın inadı’nı anlamak için ömrümüz yeter mi bilmiyorum… Ama elimizden gelen gayreti göstereceğimizden hiç şüpheniz olmasın.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar
Aydınlık Gazetesi, 12 Temmuz 2016


Hamişler:

1/ Yazının pdf biçemine http://bit.ly/eceayhanbilinmeyenler adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ EVV3L  kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
15
2016
--

“2. Dağlarca Şiir Ödülü” Sahibini Buldu!

aydinlik2daglarca

15 Ekim 2016, Cumartesi
Aydınlık Gazetesi Kültür-Sanat Sayfaları’ndan…


Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü’ne karşı durmak amacıyla gerçekleştirilen eleştirel soruşturma ve analizlere şu adreslerden -pdf dosyası biçiminde- ulaşabilirsiniz:

2016: http://bit.ly/daglarcasorusturma2
(8-15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi)

2015: http://bit.ly/sorusturma
(Eylül 2015, Üvercinka Dergisi)


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/daglarca

Eki
14
2016
--

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Haysiyetimizdir! 15 Ekim’de Kalamış Parkı’nda buluşuyoruz!

daglarca3

Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca‘yı ölüm yıldönümü olan 15 Ekim 2016 Cumartesi günü Kadıköy’de anmak ve Beşiktaş Belediyesi tarafından iki yıldır düzenlenen Dağlarca Şiir Ödülü‘ndeki çelişkili, yakışıksız tavırları eleştirmek için Kadıköy-Kalamış Parkı‘nda, saat 15.00‘da Dağlarca Heykeli’nin önünde buluşuyoruz!

Facebook Etkinlik Bağlantısı: http://www.facebook.com/events/356767927988837


Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü’ne karşı durmak amacıyla gerçekleştirilen eleştirel soruşturma ve analizlere şu adreslerden -pdf dosyası biçiminde- ulaşabilirsiniz:

2016: http://bit.ly/daglarcasorusturma2
(8-15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi)

2015: http://bit.ly/sorusturma
(Eylül 2015, Üvercinka Dergisi)


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/daglarca

Eyl
09
2016
--

2. Dağlarca Şiir Ödülü’ne karşın “Eleştirel Bir Soruşturma” 8-15 Ağustos 2016 tarihleri arasında Aydınlık Gazetesi’nde yayımlandı.

Başlıksız-1

2015 yılında Beşiktaş Belediyesi tarafından Belediye Başkanı Murat Hazinedar‘ın himayesinde (!) ilki düzenlenen “Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü”nün her aşamasındaki çelişkili-yakışıksız tutuma dair yeni bir eleştirel edebiyat soruşturması, 8-15 Ağustos 2016 tarihleri arasında Aydınlık Gazetesi‘nin Kültür-Sanat sayfalarında yayımlandı. Soruşturmanın tam metnine http://bit.ly/daglarcasorusturma2 adresinden ulaşabilirsiniz.

İkincisi düzenlenmeye çalışılan bu hakkaniyetsiz ödüle karşı oluşturduğumuz eleştirel soruşturmaya gelen yanıtların tüm boyutlarıyla irdelenmesi ve önemsenmesi gerektiğini, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, Türk Şiiri’nin ve Türk Dili’nin korunmasının bir haysiyet meselesi olduğunu düşünüyoruz.

“2. Dağlarca Şiir Ödülü” soruşturmasına gelen yanıtlar ve tartışmalar Üvercinka Dergisi’nin Eylül 2016 tarihli yeni sayısında devam edecek…

İyi okumalar dileriz.

Sahicilikle…

daglarca2

daglarcasorusturma

13903333_239224223138431_3084158647640305760_n


2015 yılında 1. Dağlarca Şiir Ödülü kapsamında yaşanan kötücül tutuma ilişkin detaylı bilgilere http://bit.ly/sorusturma adresinden ve http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.


1. Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü’ne ilişkin diğer yazılar şu adreslerde;

SORUŞTURMA: “Bir Şiir Emlâkçılığı” ya da
“DAĞLARCA’nın Parsellenmesi” Hakkında:
http://evvel.org/sorusturma-bir-siir-emlakciligi-
ya-da-daglarcanin-parsellenmesi-hakkinda

“Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Gerçek Vasiyeti” ve
“1. Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü” Hakkında:
http://evvel.org/fazil-husnu-daglarcanin-gercek-vasiyeti-
ve-1-fazil-husnu-daglarca-siir-odulu-hakkinda

ÜVERCİNKA Dergisi’nin EKİM 2015 tarihli 12. sayısında
1. Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü eleştiriliyor:
http://evvel.org/uvercinka-dergisinin-ekim-sayisinda-1-fazil-husnu-
daglarca-siir-odulu-edebiyat-yarismalari-kara-propaganda-ve-sistematik-
haksizliklar-elestirilmeye-devam-ediyor


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

May
29
2016
--

E-Kitap: “YAKIŞMIYOR!” // Günümüz Edebiyat Ortamına Bir Bakış (Halûk Cengiz)

yakismiyor

“Yakışmıyor!” Hâluk Cengiz
Günümüz Edebiyat Ortamına Bir Bakış

Mayıs 2016, pasaj69.org, 100 Sayfa
Tam metin pdf: http://bit.ly/yakismiyor


Hâluk Cengiz, Üvercinka Dergisi’nin çeşitli sayılarında günümüz edebiyat ortamındaki kötücül yapılanmaları eleştiren özenli ve sıkı bir yazı dizisi kaleme almıştı. EVV3L’in sıkı dostlarından Uğur Yanıkel, Halûk Cengiz’in Üvercinka Dergisi’ndeki yazı dizisinden önce kaleme aldığı diğer eleştirel yazıları da ekleyerek pasaj69.org bünyesinde bir e-kitap olarak yayına hazırladı. “Yakışmıyor!” adlı e-kitabın tam metnine http://bit.ly/yakismiyor adresinden ulaşabilirsiniz.

Hâluk Cengiz‘in kapsamlı incelemelerini titiz bir editöryal çalışma sonucunda okuyucuyla buluşturan Uğur Yanıkel‘e ve Üvercinka Dergisi’nin yayın yönetmeni Seyyit Nezir‘e ne kadar teşekkür etsek azdır. Edebiyat ortamına hakim kılınan Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin yıllardır uyguladığı ‘Haksızlık Yordamı’na maruz kalan kalb ve vicdan sahibi herkesin “Yakışmıyor!” adlı analizi kelime kelime okuması gerektiğine inanıyorum.

Sahicilikle
Z. Yalçınpınar


KİTABIN ÖNSÖZÜ

Bugün, her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da birtakım kötücül faaliyetler yürütülmekte. Söz konusu faaliyetler neticesinde kendilerine güç devşiren kişiler, edebiyat alanında, elde ettikleri bu güç vasıtasıyla âdeta ‘edebiyat noteri’ olma yolunda ilerliyorlar. Buna sebep olan çeşitli etmenler var, ancak en etkilisi ve sistemlisi kuşkusuz edebiyat ödülleri/yarışmalarıdır. Dünyada ve ülkemizde çok yaygın olan bu sömürü düzeneği her dönem tartışma konusu olmuştur. Çünkü bu düzenek az önce de nitelendirdiğim gibi tamamen sömürü üzerine kuruludur ve oligarşik bir varoluş sergilemektedir. Ödül bahşedenler, ödüle muhtaç bir edebiyat ortamı oluşturmaya çalışmakta ve bu durumdan dolayı kendilerine statü sağlamaktadırlar. Ve maalesef birçok yazar, şair farkında olarak ya da olmayarak bu düzeneğin bir parçası hâline geliyor. Oysa bir yazarın, bir şairin kimseden icazet beklememesi; her şeyden ve herkesten bağımsız olması beklenir.

Ülkemizde, özellikle son birkaç yıldır gittikçe yayıngınlaşan yaygınlaştıkça arsızlaşan bu düzenek ile yüksek bir sesle –ayağa da kalkarak!- mücadele edilmektedir. Buna en yakın örnek “Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü”ne gösterilen hakkaniyet yüklü tepkilerdir.

Edebiyat ödüllerinin/yarışmalarının dışında, son yıllarda tartışma konusu olan bir diğer konu ise “Edebiyat Eserlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik” kapsamında, adı gizli tutulan 40 yazara toplamda 463.000 TL dağıtılmasıydı. Mevcut iktidarın kültür-sanat alanındaki yıkıcı faaliyetlerini ve desteklenen yazarların isimlerinin gizli tutulmasını göz önünde bulundurursak, aslında bunun, yazarları desteklemek için değil mevcut yandaşları desteklemek ve yandaş kitleyi genişletmek için oluşturulmuş bir proje olduğu gayet açık.

İşte bu kitap, tüm bu konuların ve yaşananların sıkı takipçisi olan Halûk Cengiz’in kaleme almış olduğu yazılardan oluşmaktadır. Söz konusu yazılar edebiyat yarışmalarını, ödüllendirme sistemini ve gizli devlet desteğini kapsamlı bir şekilde inceleyen ve bu doğrultuda eleştiren yazılardır. “Haklılığın inadı!” şiarıyla, bu önemli yazıları bizlerle paylaştığı için Halûk Cengiz’e bir kez daha teşekkür ediyorum.

Uğur Yanıkel
03.05.2016
İstanbul

 

kapak1


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “E-Kitap” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/ekitap adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
30
2016
0

ÜVERCİNKA Dergisi’nin 16. sayısı yayımlandı…

uvercinka16

“Üvercinka Dergisi’nin Şubat 2016 tarihli 16. sayısı yayımlandı.

Derginin orta sayfaları Cemal Süreya Anma Etkinlikleri’ne ayrıldı. Bu bölümde 9 Ocak tarihinde Beylikdüzü Kültür Merkezi’nde Cemal Süreya’nın arkadaşı Ülkü Tamer’in yanı sıra Seyyit Nezir ve Cemal Dindar’ın katıldığı ve B. Sadık Albayrak’ın yönettiği söyleşiden kesitlere de yer veriliyor. Şairin 1968 yılında ‘Papirüs’ dergisinde yayımlanan “Ödüller ve Armağanlar” başlıklı yazısı yeniden yayımlanarak, ödül tartışmalarına Süreya’dan tanıklıklar getirilirken, Necati Güngör, Cemal Süreya’dan iki çarpıcı anıyı aktarıyor.

Üvercinka’nın yeni sayısında; Halûk Cengiz, edebiyat ve şiir ödülleri hakkındaki üç bölümlük kapsamlı incelemesinin ikinci bölümüyle ödüllerin sosyal psikolojisini çözümleyici ayrıntıları sergiliyor. Sadık Albayrak, “Aziz Nesin Yardımcımız Olsun” yazısında babalar ve oğulların ayrılan yollarını uyarıcı örneklerle veriyor. Volkan Hacıoğlu, “Tahsin Yücel ve Dil Devrimi” denemesinde, geçtiğimiz ay yitirdiğimiz usta yazarı anlatırken, Zafer Yalçınpınar, “Yazınımızın Görünmez Devi”yle yaşadığı bir anıyı getiriyor. Koray Feyiz, “Ataol Behramoğlu” incelemesinde şairin sürgünle çatışkılarının izlerini sürüyor. Ahmet Ada, “Defter”deki saptamalarını  “Şiir Çokanlamlıdır” başlığıyla sunarken; Abdullah Şevki, “Edebiyatta Algı Yönetimi”ni irdeliyor. Mehmet Ergün, Celil Denktaş’ın Enver Gökçe üstüne yazısında çarpıtmalar bulunduğu savını dergiye bir polemikle taşıyor. Gürsel Caniklioğlu, “Kayıp Şairler”den Halim Şefik’e dair etkileyici bir anısını anlatıyor. Adnan Bingöl, 1989’da Mehmet H. Doğan’ın yönettiği, Cemal Süreya ve Can Yücel’in konuştuğu panelden aldığı “Ozan tabakası delindi” sözü ışığında güncel olaylara değiniyor. Volkan Hacoğlu; “Genç Üvercinka”, “Dergilerden”, “Yeni Çıkanlar” üstüne çalışmalarını sürdürüyor. Zuhal Tekkanat, “Üvercinka” sözcüğünün doğuşuna da değindiği yazısında, 9 Ocak anmasından izlenimler aktarıyor, salona sığmayan coşkun sevgi seli için şiirseverlere teşekkür ediyor. Fatma Başural, değinmesinde, “İskoç Eteği” tartışmaları karşısındaki tepkisini yansıtıyor. “Kendine Sorumsuz” başlıklı kapak yazısında, “şairin dünyadan kaçarak kendi egosuna gömülüşünün insani olandan uzaklaşma” sonucu verdiği ima ediliyor.”

(Basın Duyurusu’ndan alınmıştır.)

Ara
16
2015
0

Yeni Sinsiyet Tipolojisi Hakkında…

Sağolsun, Halûk Cengiz, Üvercinka Dergisi’nin Kasım 2015 tarihli 13. sayısında edebiyat ödüllerini ve ödüllendirme sistematiğini eleştiren kapsamlı bir inceleme yazısı kaleme almış. “Yakışmıyor” başlıklı bu yazı, son zamanlarda edebiyat ödülleri ve seçicileri hakkında dile getirilen en kapsamlı ve tutarlı eleştirilerden biri… Yazının bir bölümünde “Yeni Sinsiyet” kavramından şu şekilde bahsediliyor:

2

Halûk Cengiz’in bahsettiği ‘Yeni Sinsiyet’ kavramına ilişkin olarak Zafer Yalçınpınar tarafından kaleme alınan yazıların bağlantı adresleri ve listesi aşağıdadır. Halûk Bey’e ilgisi ve desteği için çok teşekkür ederiz…


YENİ SİNSİYET TİPOLOJİSİ KAVRAMSAL YAZILAR
(2010-2015, Zafer Yalçınpınar)

1/ “Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları”
12 Nisan 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i21.html

2/ “Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin ‘Biz’ Söylemi ve Retorik Arsızlığı”
26 Eylül 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i22.html

3/ “Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı”
Ocak 2011, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i23.html

4/ “Yeni Sinsiyet’in İkbal Ezberi”
11 Kasım 2012, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i29.html

5/ “Yeni Sinsiyet’in Haksızlık Yordamı”
1 Haziran 2014, Bkz: http://bit.ly/haksizlik

6/ “Yeni Sinsiyet’in Kokmuş Tuz Çeşitlemesi”
11 Mayıs 2015, Bkz: http://bit.ly/kokmustuzcesitlemesi


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yeni Sinsiyet” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/yeni-sinsiyet adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com