Oca
31
2013
0

Sergi: “Alnımın Çizgilerindesin Memleketim” (Nâzım Hikmet’in Yolculuk Fotoğrafları)

“Alnımın Çizgilerindesin Memleketim”
Nâzım Hikmet’in Yolculuk Fotoğrafları Sergisi
Küratör: M. Melih Güneş

*

30 Ocak-28 Şubat 2013
Yapı Kredi Kültür Merkezi-Beyoğlu

Bkz: https://www.ykykultur.com.tr/sergi/yapi-kredi-kultur-merkezi-nazim-111-yasinda-alnimin-cizgilerindesin-memleketim

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Oca
29
2013
0

“Çeşitli hapis rejimlerine tâbi olduğumu unutma benim.”

Turi Hapishanesi, 19 Mart 1930

Pek sevgili Tatiana,

… Benim, mahpusluk durumum hakkındaki görüşlerin bir kere daha gülümsetti beni. “Suçlunun cezasını çekmeye hakkı olduğunu” yazan Hegel’i okuyup okumadığını bilmiyorum ama, sen de beni, cezasının en küçük bir dakikasının bile elinden koparılıp alınmasını istemeyen, acı çekmek ve de işkence edilmek benim tabiî hakkımdır diye basbas bağıran birisi olarak canlandırıyorsun herhalde gözünde. Yani ben şimdi senin gözünde, bu dünyanın büyüklerine ve küçüklerine karşı Hint halkının acılarını temsil eden bir çeşit yeni bir Gandhi’yim (…) öyle mi?… Bilmiyorum sana nerden geldi bu çok çocukça, haksızca ve saygısızca görüş. Oysa sana, son derece pratik olduğumu söylemiştim ben kaç kere. Ama öyle sanıyorum ki, bundan neyi kastettiğimi anlamıyorsun. Kendini benim yerime koymak için hiçbir çaba göstermiyorsun çünkü (ve senin gözünde ben, herhalde bir komedyenden farksızım). Şimdi dinle. Pratik olmaktan kastım şunu bilmekten ibaret: İnsan başını duvara vurursa, duvar kırılmaz kafası kırılır. Gördüğün gibi, çok basit bir şeydir bu. Ama, kafasını duvara çarpmayı bugüne kadar hiç düşünmemiş ve bugüne kadar hep, Açıl susam açıl! deyivermenin duvarın açılması için yeterli olduğunu dinleyerekten yetişmiş bir insan için, bunu anlamak çok da güçtür. Bilinçdışı olarak çok zalim tutumun: Sımsıkı bağlanmış bir adam görüyorsun (gerçekte onu bağlanmış hâlde de görmüyorsun ve canlandıramazsın bağlarını gözünde) ve diyorsun ki bu adam hareket etmek istemiyor, oysa istemiyor değil, edemiyor. Sen diyorsun ki hareket etmek istese ederdi (hareket etmek isterken iplerinin vücudunu delik deşik ettiğini aklından bile geçirmiyorsun tabiî) ve hareket etsin diye tutup ucu kızgın demirlerle dürtmeye başlıyorsun adamı. Eline ne geçmiş oluyor böylelikle? Burkulup bükülüyor adam, ve zaten kendisini perişan etmekte olan iplere şimdi bir de yanıklar ekleniyor. (…) Öyle sanıyorum ki, benim durumum üzerinde yeterince düşünmedin ve bu durumun nasıl tahlil edilmesi gerektiğini bilmiyorsun. Çeşitli hapis rejimlerine tâbi olduğumu unutma benim. Bir dört duvarın meydana getirdiği rejim var, sonra parmaklıkların rejimi, vb vb…  Bütün bunları önceden hesaba katmıştım ben, ikinci dereceden önemli birer mühlet şeklinde hesaba katmıştım. Çünkü, 1921’de başlayıp 1926 Kasımında sona eren ilk mühlet, hapishane değildi, hayatın kaybıydı. Hesaba katmadığım, birincisine eklenen ve insanı sadece sosyal hayattan değil aynı zamanda aile hayatından da koparıp alan bu ikinci hapis şekliydi.

…Sevgiyle kucaklıyorum seni.

Antonio (Gramsci)

“Hapishane Mektupları”
Gerçek Yay., Çev: Attilâ Tokatlı, s.45-47

Oca
26
2013
0

“Sanatçıların Nâzım’ı, Nâzım’ın Sanatı” Özel Sergisi’nden Görüntüler

Kadıköy-Caddebostan CKM’de devam eden  “Sanatçıların Nâzım’ı, Nâzım’ın Sanatı” Özel Sergisi’nden çeşitli görüntülere https://zaferyalcinpinar.com/nazim111yasinda.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden erişebilirsiniz.

Oca
23
2013
0

Kitap: Vergilius’un Ölümü (Hermann Broch)

Hermann Broch
“Vergilius’un Ölümü”

İthaki Yayınları, 2012
Çev: Ahmet Cemal

*

Hermann Broch’un “Vergilius’un Ölümü” adlı kitabı üzerine Tekin Budakoğlu’nun “edebiyathaber”de kaleme aldığı “Şairin Poetik Ölümü” başlıklı yazıya https://www.edebiyathaber.net/sairin-poetik-olumu-tekin-budakoglu/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
19
2013
0

Bütün bu sözler kalkacak ortadan…

(…) Nasıl olsa artık dönmeyeceğim; işaretlerinize aldırmayacak, bir bardak şarap, bir gezi, bir tiyatro gibi davetlerinizi kabul etmeyeceğim. (…) “Sen” demeyeceğim, “Evet” demeyeceğim. Bütün bu sözler kalkacak ortadan, nedenini de sanırım söyleyebilirim. Çünkü soruları herhalde bilirsiniz, hepsi “Neden?” diye başlar. Benim hayatımda soru yok. Suyu seviyorum ben, ondaki yoğun saydamlığı, ondaki yeşili seviyorum, sudaki suskun yaratıkları (ben de çok geçmeden onlar gibi susacağım), bu yaratıklar altında kalan saçlarımı, ondaki, o hak gözeten sudaki, sizi başka türlü görmemi önleyen o umarsız aynadaki saçlarımı seviyorum. Kendim ile kendim arasındaki o ıslak sınırı…
(…)

Ingeborg Bachmann
“Undine gidiyor” adlı öyküsünden…
Çev: Kâmuran Şipal

Oca
18
2013
0

Ödül ya da ceza… İşte bütün sorun bu! (Halit Payza)

John Le Carre, kendi istemi dışında Man Booker Jurisi’nin Onur Ödülü Verilecekler Listesi’ne alınması üzerine, bir açıklama gönderdi. Carre listeden adının silinmesini istiyordu. “Bir ödüle aday gösterilmek kuşkusuz her yazar için büyük gurur kaynağı. Ben bunu reddederek ödülü ya da veren kurumu küçümsüyor değilim. İyi niyetli olduklarını biliyorum ama bu benim yaşam biçimim.” Çok basit, ödüllere karşıydı. Hepsi o kadar. Carre bu açıklamayı The Guardian’a yapma gereksinimini duyumsamıştı.

Jean-Paul Sartre,  1964’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü geri çevirdi. Onun da gerekçesi çok basit ve anlaşılabilirdi; Sartre de yaşamı boyunca tüm resmi ödüllere karşıydı.

Yazınsal ödüller dışında diğer ödülleri de geri çevirenler vardı. Le Duc Tho bunlardan biri. 1973’te Vietnam Başbakanı olan Le Duc Tho, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile birlikte barışa yaptıkları katkılardan dolayı Nobel Barış Ödülü’nü kazandıkları açıklandığında, savaşın taraflarından ve sürdürümcülerinden ABD Dışişleri Bakanı ile birlikte aynı ödülü almayı içine sindiremedi ve ödülü geri çevirdi. Le Duc ödülü geri çevirmesinin gerekçesi olarak Vietnam’ın düşürüldüğü durumu gösteriyordu.

Ödüllerin tanrısı olan Nobel için Alfred Nobel’in o farkı yaratan “bir idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden yazara” sözü çok tartışmalıdır. Nesnel hiçbir gerekçesi yoktur. Tanrı buyruğu ya da kral sözü gibidir, ucu açık ve her anlama gelebilir. Salt bu kavram kargaşası nedeniyle Lev Tolstoy, Henrik İbsen  “idealist eğilimli” bulunmamış ve asla ödüllendirilmemişlerdir. Ödül kazanamayan yazarlar arasında; Jorge Luis Borges, Bertolt Brecht, Paul Celan, René Char, Anton Çehov, Joseph Conrad, Julio Cortázar, Graham Greene, Aldous Huxley,  James Joyce, Nikos Kazancakis, Arthur Koestler, D.H. Lawrence, Arthur Miller, Robert Musil, Vladimir Nabokov, George Orwell, Ezra Pound, Marcel Proust, J.D. Salinger,  Tennessee Williams, Virginia Woolf, John Fowles, Lawrence Durrell gibiler vardı. Ödülleri veren siyasal el, yazarları seçen siyasal göz onları “idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden yazarlar” olarak görmemiştir.

Şimdi ödüle geri çeviren yazarlara bir yenisini daha ekleyebiliriz; Javier Marias.

Javier Marias Los enamoramientos (“Âşıklar”) romanıyla Narrativa Ödülü’ne layık görülmüştü.

Marias, İspanyol yazınının en önemli ödülleri arasında olan Narrativa Ulusal Ödülü’nü almayı reddetti. Narrativa Ulusal Ödülü İspanya Kültür Bakanlığı tarafından veriliyordu.

Salt bu bile ödülün geri çevirilişinin gerekçesi olarak kabul edilebilir. İspanya sağ görüşlü, muhafazakâr yapısıyla bilinen Halk Partisi tarafından yönetiliyor. Javier Marias’ın iktidardaki Halk Partisi’nin Kültür Bakanlığı’nca verilen Narrativa Ulusal Ödülü’nü almaması siyasal bir tepki, onurlu bir başkaldırı olarak nitelendirilebilir.

Javier Marias’ın ödülü geri çevirmesinde, Jean-Paul Sartre’nin, John Le Carre’in aynı soylu tutumu da söz konusu olabilir. Marias, “Kurumsal ödüllere her zaman olumsuz yanıt veren biri olarak biliniyorum. Kabul etmiyorum, çünkü babam -Julian Marias- dâhil benim hayran olduğum birçok yazar asla resmi bir ödül almadılar” gerekçesini göstermek gereksinimini duyumsadı.

Ödüllerin veriliş gerekçeleri bütünüyle saçmadır. Hiçbir ödül gerçekten de ödül alanın ne anlattığı algılanarak verilmez. Soyut bir yazınsal etkinlik, somut bir ödülle ne kadar bilinçle ödüllendirilebilir? Her ne kadar soyut yazınsal etkinliğin ürünü olarak yapıt somut bir nesne olarak, hatta giderek kapitalizmin evrensel yasası gereği metalaştırılsa da…

Jorge Luis Borges, Bertolt Brecht, Paul Celan, René Char, Anton Çehov, Joseph Conrad, Julio Cortázar, Graham Greene, Aldous Huxley ya da Arthur Koestler, D.H. Lawrence, Arthur Miller, Robert Musil, Vladimir Nabokov, George Orwell, Ezra Pound, Marcel Proust, J.D. Salinger,  Tennessee Williams, Virginia Woolf, John Fowles, Lawrence Durrell anlaşılamadığı, siyasal gerekçelerle aslında anlaşıldıkları gerekçesi ile mi Nobel’ce ödüllendirilmedi?

Başka bir söylemle, Javier Marias’ın da gerekçesinde ileri sürdüğü gibi, oğul Marias’a bu ödülü uygun bulanlar, neden baba Marias’a ödül vermeyi uygun bulmamışlardı?

Javier Marias’ın şu sözü yeterince açıklayıcıdır; “Bu veya başka bir hükümet tarafından kayrılmış bir yazar olarak görülmek istemiyorum”.

Kurumsal ödüller nedir? Neden bir kurum, özellikle de siyasal yapısıyla bilinen, gündelik politikaları iktidardaki bir parti tarafından belirlenen kurumlar, kendi adlarına kurumsal ödüller verir?

Kurumsal ödülü, iktidardaki partinin kahvaltı vermesine indirgemek, ödül verdiğini ya da kahvaltıya çağırdığını ideolojik yapısına bağlamak, en başta o ödülü alana, o kahvaltıya katılana verilmiş ödül değil, ceza olabileceği neden düşünülmez?

Ödül ya da ceza…

İşte bütün sorun bu!

Halit Payza
13. 01. 2013, Aydınlık Gazetesi

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Oca
17
2013
0

P.E.N. ayakta!

Uluslararası PEN, Türkiye PEN Hakkındaki Soruşturmayı Kınadı
Bkz: https://www.pen.org.tr/tr/node/1762

Bu Kez Fazıl Say’dan PEN’e Destek Geldi…
Bkz: https://www.pen.org.tr/tr/node/1763

Ayrıca bkz: https://evvel.org/pen-turkiye-merkezine-sorusturma

Oca
17
2013
0

Her zaman, her yerde, Fenerbahçe…

“Lefter Kütüphanesi” hizmete girdi
Bkz: https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=32790

“Fenerbahçe Destanı” İstanbul’da sahnelenmeye başladı
Bkz: https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=32814

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
16
2013
0

12. Kalem: “Nefret”

“Kalem” Dergi’nin “Nefret” başlıklı 12. sayısı yayımlandı…
Bkz: https://kalemdergi.com

*

Oca
14
2013
0

Ölüm mü? Ne buluş! (Abidin Dino)

Abidin Dino’nun ölüm döşeğinde çizdiği yedi desenden biri..
(Ölüm mü? Ne buluş!, Sel Yay., 2005)

*

(…)
Uyku dibinden tırman bakalım.
Kuyu ben’im, tırmanan, ben.
Bacak, kol, gövde, baş yabancı, hepsi kendine buyruk, nasıl olmuş da bir araya gelmişler:
Taş bir heykelsin, sırtüstü. Doğrul, doğrulabilirsen.
(…)
Mektep çocukları 3000 yılında bize çok gülecekler.
Farfara.
Birtakım anlamsız sözcüklerin ağlarına takılmış balıklar gibi çaresiz, çırpınıp durduk.
(…)
Zil. Gelen giden yok.

Nefes. Gittikçe daralıyor.

Bakış. Gördüğüm ne ki?

Yatak. Kurşun bir kalıp.
(…)
Bir borusun. Beş paralık.
(…)
İlaç saati!
Yemek saati!

Ölüm mü?
Ne buluş!

Abidin Dino
6. XII.93 (Vefatından bir gün önce…)
“Ölüm mü? Ne buluş!” adlı kitaptan… (Sel Yay., 2005)

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Abidin Dino” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/abidin-dino adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
13
2013
0

Lefter, özgürlüktür!

“Ordinaryüs” Lefter Küçükandonyadis’i saygıyla anıyoruz…

*

*

“Hayat futbol gibidir. Defansa çekilmek gol yemek demektir!” Lefter

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayınlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
11
2013
0

Nâzım Hikmet Şiir Arkeolojisi

Gerçekten de son yıllarda (2003’ten günümüze) “Nâzım Hikmet” başlığında sergilenen neşri gayretlere baktığımızda, en sıkı, bütünsel ve kıymetli verimin Temmuz 2010 tarihli NTV Tarih Dergisi‘nin 18. sayısında yer aldığını söyleyebiliriz. Gerek edebiyat efemerası kapsamındaki buluntular doğrultusunda, gerekse de Nâzım Hikmet’in “siyasası-poetikası-yaşamı” arasındaki kuvvetli ilişkileri araştırmak yolunda, derginin kapağına mıhlanan “Nâzım Hikmet Şiir Arkeolojisi” ifadesi dosyanın içeriğini tümden karşılıyor…

Ayrıca, Nâzım Hikmet’in ilk eserlerine (kitaplarına) ilişkin özel buluntuları okuyucuyla paylaşan ve Nâzım’a dair çoğu sahhafiye veriyi -dolayısıyla izlenimi de- yenileyen Prof. Dr. Haluk Oral’a ne kadar teşekkür etsek azdır.

16 sayfa uzunluğundaki bu değerli dosyanın tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/nazimhikmetsiirarkeolojisi.pdf (6 mb.) adresinden ulaşabilirsiniz.

 

NTV Tarih Dergisi Arşivi
Temmuz 2010, Sayı: 18

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden erişebilirsiniz.

Oca
11
2013
0

PEN Türkiye Merkezi’ne Soruşturma!

Bkz: https://www.pen.org.tr/tr/node/1760
Bkz: https://www.pen.org.tr/tr/node/1762

PEN Yönetim Kurulu, Fazıl Say’a destek mesajı için TCK 301 bağlamında savcılığa ifade verdi:

PEN Yönetim Kurulu olarak, Fazıl Say’a destek niteliğindeki 3 Haziran günkü duyurumuzdan ötürü 301. madde bağlamında ifade vermek üzere savcılığa çağrıldık. 10 Ocak 2013 günü ifade verdik. Şikayet konusu açıklamamızda şöyle diyorduk:

“Dünya Yazarlar Birliği PEN Türkiye merkezi olarak değerli besteci ve piyanistimiz Fazıl Say’ın mahkemeye sevk edilmesini dehşetle karşılıyor, kuvvetle kınıyoruz. Dünya kamuoyu Türkiye’deki faşist gelişmeler karşısında alarma geçmiş durumdadır.”

Yönetim Kurulu olarak verdiğimiz ifadede yukarıdaki sözlerin bir düşünce açıklaması ve bir eleştiri olduğu, hakaret amacı güdülmediği belirtildi. Bir anayasal ve yasal hak olan eleştiri hakkının kullanıldığı vurgulandı. Bu nedenle takipsizlik kararı verilmesi istendi.

PEN Türkiye’nin savcılığa verdiği ifadeye şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.pen.org.tr/files/PENIfade.doc

***

Dünya Yazarlar Birliği PEN, devleti eleştirmesi nedeniyle PEN Türkiye hakkında soruşturma açılmasını kınıyor:

Soruşturma PEN Türkiye Merkezi’nin web sitesinde besteci ve piyanist Fazıl Say’ın sosyal medya üzerinden “dini değerleri aşağıladığı” suçlamasıyla yargılanmasını eleştiren bir açıklamanın 3 Haziran 2012 tarihinde yayınlanması sonucu başlatılmıştır. Say’ın davası hâlâ devam etmektedir. Bahsi geçen açıklamada Türkiye’deki ‘faşist gelişmeler’ ele alınmıştır. 301 sayılı yasa Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk kimliğine ve Türk devlet kurumlarıne “hakareti” yasaklar.

25 Aralık 2012 tarihinde bir polis memuru PEN Türkiye Merkezi’nin İstanbul’daki ofisine gerelerek, Yönetim Kurulu üyelerinin ev adreslerini talep etmiştir. Bu soruşturmanın Adalet Bakanlığı tarafından onaylanması durumunda, PEN Türkiye Başkanı Tarık Günersel, İkinci Başkanı Halil İbrahim Özcan, Genel Sekreteri Sabri Kuşkonmaz, Uluslararası Sekreteri Ahmet Erözenci, Saymanı Tülin Dursun ve Yönetim Kurulu’nun diğer üyeleri Zeynep Oral ile Mario Levi ve ayrıca açıklamayı PEN sitesine aktaran şair ve eleştirmen Nihat Ateş, Türkiye’de bu kanun üzerinden halihazırda yargılanmakta olan çok sayıdaki yazara katılacaklardır. Bu kanunun ifade özgürlüğü ilkesi ile taban tabana zıt olduğunu ve hem Türkiye içinde hem de bütün dünya tarafından ayıplandığını belirtmek gerekir.

PEN Uluslararası Başkanı John Ralston Saul konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

“Bu soruşturma, ülkedeki meslektaşları tarafından seçilerek görevlendirilmiş olan PEN Türkiye Yönetim Kurulunun tamamına yapılmış bir saldırıdır. Üstelik, yapılmakta olan suçlama, uluslararası ifade özgürlüğü standartları düşünüldüğünde kendisinin de varolmaması gereken bir yasanın yanlış yorumlanması sonucu oluşmuştur. PEN Türkiye Başkanı yakın geçmişte oluşturulan ve Türkiye’deki ifade özgürlüğü kısıtlamaları ile ilgili kaygılarını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile AB İşleri Bakanı Egemen Bağış’a ileten Uluslararası PEN Heyeti’nin de resmi bir üyesi idi.”

İfade verdikten sonra basına açıklama yapan PEN Türkiye Yönetim Kurulu şöyle demiştir:

“PEN Yönetim Kurulu olarak, Fazıl Say’a destek niteliğindeki 3 Haziran günkü duyurumuzdan ötürü 301. madde bağlamında ifade vermek üzere savcılığa çağrıldık. 10 Ocak 2013 günü ifade verdik. Şikayet konusu açıklamamızda şöyle diyorduk:

“Dünya Yazarlar Birliği PEN Türkiye Merkezi olarak değerli besteci ve piyanistimiz Fazıl Say’ın mahkemeye sevk edilmesini dehşetle karşılıyor, kuvvetle kınıyoruz. Dünya kamuoyu Türkiye’deki faşist gelişmeler karşısında alarma geçmiş durumdadır.”

Yönetim Kurulu olarak verdiğimiz ifadede yukarıdaki sözlerin bir düşünce açıklaması ve bir eleştiri olduğu, hakaret amacı güdülmediği belirtildi. Bir anayasal ve yasal hak olan eleştiri hakkının kullanıldığı vurgulandı. Bu nedenle takipsizlik kararı verilmesi istendi.”

Uluslararası PEN ifade özgürlüğüne karşı yapılan bu açık ihlali kuvvetle kınamakta ve Türkiye Hükümetini PEN Yazarlar Derneği hakkında başlatılan soruşturma ve adli işlemleri gecikmesiz olarak ortadan kaldırmaya ve 301. maddeyi tamamen iptal etmeye davet etmektedir.

https://www.pen-international.org/newsitems/pen-international-condemns-investigation-against-pen-turkey-for-criticising-the-state/

Oca
10
2013
0

Nâzim Hikmet şiirleri için üç desen… (Abidin Dino)

Salim Şengil’in yönettiği Dost Yayınevi tarafından 1965 yılında ilki yayımlanan ve Şerif Hulusi’nin yayına hazırladığı “Nâzım Hikmet Şiirleri” serisinden bazı Abidin Dino desenleri…

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Abidin Dino” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/abidin-dino adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
09
2013
0

Sığın(m)ak

(…)“Bir şehrin bu kadar ıssız olabileceği  aklıma gelmezdi.” diye düşündü.  Yoldan geçen bir taksi onu müşteri zannederek yavaşladı, sonra yoluna devam etti.

Saat gibi tıkır tıkır işleyen şehir yaşamının kısa bir süre için aksamasına içten içe seviniyordu. Evinde hissettiği mahremiyeti ve  yalnızlığı şimdi sokaklarda yaşayabiliyor, bu durumdan gurur duyuyordu.(…)

Zafer Yalçınpınar
“Sığın(m)ak” adlı öyküsünden… (2002)

Hamiş: Öykünün tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/o1.html adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Oca
09
2013
0

“Bir tül perdenin çekilişi gibi hızlı, kendime şeffaf olmalıyım.”

(…)
Meto, Murat’la birlikte çimlere uzanmış denizin dalgalanışını, kıyıya getirdiği çığlıkları ve lodos parçalarını seyrediyor, kafasında oluşturduğu şekilleri, o anki ruh halini Murat’a anlatıyor:
-Benim hayatım nasıl olmalı biliyor musun? Bir tül perdenin çekilişi gibi hızlı, kendime şeffaf olmalıyım. (…)
-Boş ver Meto! Sen hayatı çalkalayarak yaşayanlardansın. Şu yerkürede bir rahat dursan, çekilsen ya da daha derinlerde kalsan ne kadar güzel olacak… (…) Şimdi uzan ve gökyüzüne bak.
-Gökyüzüne baksam n’olacak, her şeyi bir bütün olarak görüyorum. (…)

Metin Kaçan
“Fındık Sekiz”, YKY, 2. Baskı, 1998, s.49 

Oca
08
2013
0

Meleke

(…)
Anlayış gücünün a priori tahayyül kudretine dayanan modelleyiciliği, insan ruhunun derinliklerinde gizli bir sanattır. Tahayyül gücü, kendi özgür oyununa uygun bir form peşinde koşan mevcuda-taşıma melekesidir. (…)

David Roberts
“Tahayyül Gücünü Yeniden Düşünmek”, Derleyen: G. Robinson & J. Rundell
Çev: Ertuğrul Başer, Ayrıntı Yay., 1999, s. 252

Ayrıca bkz:
https://evvel.org/soylemde-tahayyul-gucu
https://evvel.org/soylemde-tahayyul-gucu-ii
https://evvel.org/kurgunun-heuristickesfettirici-gucu
https://evvel.org/kurgunun-eylem-kapasitesi-ya-da-ozgurluk-tahayyulu

Oca
08
2013
0
Oca
06
2013
0

Türkiye’de Çeviri Edebiyatı: “Çevir Kazı Yanmasın!” (1986)

“Poetry is what is lost in translation.”  Robert Frost

*

Milliyet Sanat Dergisi, 15 Nisan 1986 tarihli 142. sayısında “Türkiye’de Çeviri Edebiyatı” başlıklı bir derlemeye yer vermiş. Derlemede Teoman Aktürel, Sevgi Sanlı, Fatma Akerson, Nilüfer Kuruyazıcı, Turgay Kurultay, Sabahattin Eyüboğlu gibi isimlerin çeviri üzerine düşünce ve deneyimleri bulunuyor. Ayrıca, Shakespeare ve Mallarme’nin metinlerinden karşılaştırmalı çeviriler ile “çeviri yanlışları” üzerine üç soruluk kısa bir soruşturma, Milliyet Sanat’ın dosyasını zenginleştiriyor.

*

12 sayfa uzunluğundaki özel dosyanın tam metnine
https://zaferyalcinpinar.com/ceviriedebiyati1986.pdf
adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Oca
06
2013
0

Kurgunun Eylem Kapasitesi ya da “Özgürlük Tahayyülü”

(…)fenomenolojik bakış açısından özsel olan şey, bu gücün dolaysız kesinliğini, ancak bu kesinliğe aracılık eden tahayyül mahsülü çeşitlemeler üzerinden kavrayabilmemdir.

Böylece projelerimin basit modellemesinden, arzularımın tasvir-edilebilirliğine, oradan da tahayyül mahsülü “muktedirim” çeşitlerine doğru bir ilerleme söz konusudur. Bu ilerleme, pratikte mümkün olanın genel bir fonksiyonu şeklinde tahayyül fikrine işaret eder. Kant’ın Yargı Gücünün Eleştirisi’nde tahayyül gücünün “özgür oyunu” terimi altında müjdelediği şey, işte bu genel işlevdir.

Tahayyül gücünün özgürlüğü bakımından girilmesi gereken bir konu da, özgürlük tahayyülünün nasıl bir şey olabileceğidir. Ancak burada, düzayak bir bireysel eylem fenomenolojisi artık yeterli değildir.  Şüphesiz bu fenomenoloji, tahayyül gücüne tümüyle taklide dayalı bir işlev yüklemekle çizilen sınırları geride bırakmıştır. (…)

Paul Ricoeur
“Söylem ve Eylemde Tahayyül Gücü”, Brüksel, 1976
“Tahayyül Gücünü Yeniden Düşünmek”, Derleyen: G. Robinson & J. Rundell
Çev: Ertuğrul Başer, Ayrıntı Yay., 1999, s. 183

Ayrıca bkz:
https://evvel.org/soylemde-tahayyul-gucu
https://evvel.org/soylemde-tahayyul-gucu-ii
https://evvel.org/kurgunun-heuristickesfettirici-gucu

Oca
05
2013
0

KİM?

(…)Öyle sanıyorum ki ondan bize, bizi heyecanlandıran, aldatan, bizi, düşünülmesine izin vermeyen bir düşüncenin kuşkusuna açan bir düş geliyor. Farkında olmadan ve bizim iznimiz olmaksızın, bu düşünceden bize bir şey iletip iletmediğini soruyordum bazen kendime. Bu çok basit sözcükleri dinliyordum, sessizliğini dinliyorum, zayıflığını öğretiyorum kendime, istediği her yerde sessizce izliyorum onu; ama merakı sildi, öldürdü bile, onu sorgulayan ben kimim, bilmiyorum, (…)

Bir Tanrının bizzat kendisinin bile tanığa ihtiyacı vardır. İlahi gizliliğin bu dünyada delinmesi gerekir. Tanığının ne olabileceğini uzun uzun düşünmüştüm. Bu tanığın ben olmam gerektiğini, sadece amaç uğruna kendi kendini dışlaması değil, fayda gözetmeksizin amaçtan da dışlaması ve yol üstündeki sınır taşı gibi sessiz ve hareketsiz bir varlık olması gerektiğini düşününce hasta oluyordum adeta. Kendi kendimi sınır taşı gibi bir şey yapmak için çok zaman harcadım, zor ve zahmetli bir zaman. ama yavaş yavaş -birden- bu hikâyenin tanıksız olduğu ortaya çıktı. Ben oradaydım, -“Ben” şimdiden bir Kim’den fazlası değil miydi? Bir “Kim” sonsuzluğu mu?- kendisi ve yazgısı arasında kimsenin bulunmaması, yüzünün çıplak ve bakışının bölünmeden kalması için vardım ben. Onu görmek için değil, kendi kendisini görmemesi için, aynada gördüğünün ben olması için, ondan başka biri -bir başkası, yabancı, yakın, kayıp, öteki kıyının gölgesi, hiç kimse- olması için ve böylelikle sonuna kadar insan olarak kalması için vardım.(…)

Maurice Blanchot
“Son İnsan”, Çev: İsmail Yergüz, Kabalcı Yay., 2008, ss.17-19

Oca
04
2013
0

Nâzım Hikmet ve Mimar Sinan

Yeryüzünde az verim bulunur ki, Sinan’ın Süleymaniye’si kadar, kendini yaptırtanların iç dileklerinin taban tabana tersini vermiş, göstermiş olsun.

Nâzım Hikmet
22.5.1935, Tan Gazetesi

 

Milliyet Sanat Dergisi’nin 15 Şubat 1988 tarihli 186. sayısında Nâzım Hikmet tarafından kaleme alınan “Mimar Sinan ve Süleymaniye Camii” üzerine (çoğu 1935 tarihli ve Orhan Selim mahlaslı) bir dizi yeniden yayıma rastladım. Asım Bezirci‘nin sunu yazısıyla derlenen görkemli düşüncelerin tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/nazimsinan.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/tas-ucak bağlantısından erişiliyor.

Oca
03
2013
0

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com